Sosyal Medya:

İzmir

Menderes Gümüşdal: Ben Pivot Olsam Guardı Döverim

Menderes Gümüşdal

İzmir’deki turlarımız devam ediyor. Bu sefer durağımız eski adıyla Banvit Basketbol Akademi yeni adıyla TEK SÜT Basketbol Akademi. Bir kaç senedir İzmir’de faaliyet gösteren kulübü ziyaret ediyoruz. Deneyimli antrenör Menderes Gümüşdal ile uzun zamandır yapamadığımız basketbol sohbetini de bu kez kayda alıyorum ve başlıyoruz muhabbete.

Menderes Gümüşdal şu an ne yapıyor? Efes sonrası İstanbul dışına çıktın ve birkaç senedir de Ege taraflarındasın.

– Menderes Gümüşdal hayatını İzmir’de geçiyor. İzmir’de eski adıyla Banvit yeni adıyla TEK SÜT Basketbol Akademi’yi kurduk ve 13 takımımızla İzmir’de liglerde oynuyoruz. Spor okullarında 400’e yakın sporcumuz var. Oldukça iyi oyuncular çıkmaya başladı. 3 yıl içinde bir İzmir 3.’lüğü bir İzmir 2.’liği bir 7.’lik… Bunlar özellikle minik yaşlarda kolay şeyler değil. Çok iyi dereceler oldu. Yıldızlar kategorisinde yarı final gördük. Bunun yanında benim özel antrenmanlarım var. İhtiyaç duyan ve antrenman yapmak isteyen çocuklara bireysel antrenmanlar yaptırıp onların gelişimine katkıda bulunmaya çalışıyorum.

“BİREYSEL OYUNCU EĞİTMENİ ZORUNLULUĞU GELECEK”

– Bireysel antrenman konusu konuşulması gereken bir olay bence ki TBF de bununla ilgili adımlar atmaya başladı. Mesela sertifika programı önemli bir gelişme bence.

–  İlerde kulüplere mutlaka en az 1 tane olmak üzere “personal trainer” yani Türkçesi bireysel oyuncu eğitmeni bulundurma zorunluluğu gelecek. O zorunlulukla da bu antrenörlerden birileri görev yapacak. Aslında çok değerli bir karar bana göre ve çok da geç kalmış bir karar. Çok önce yapılması gerekiyordu. Aynı Amerika’da ya da Balkan ülkelerinde olan sistem gibi. Herkes Sırbistan’a çocuk gittiği zaman “bütün gün fundemental çalışıyor” diyor ama öyle bir dünya yok. Belli temel şeyleri öğrendikten sonra ilerlemeye başlıyorlar. Ben daha çok fundemental üzerine yoğunlaştıklarını düşünüyordum açıkçası. Şut, dripling ve savunma fundementallarıyla vakit geçirdiklerini zannediyordum ama adamlar bazı kurallar koymuşlar. U14 ve altına kesinlikle pres yasak. Kesinlikle zone ve pick&roll yasak  ve saçma sapan hücumlar da yasak. 2 kişiyi orta sahada beklet 4 kişi 1’e 1 oynasın böyle saçma şeyler yasak değil belki ama bunları deneyecek kadar da ağır tabi kullanmak istemiyorum ama maalesef öyle aşağılık antrenörlere sahip değiller. Orada basketbol oyunu çok ön planda. Diğer önemli konulardan bir tanesi… top sende ve önünde boş adam var ve ona pası vermezsen bench’e geliyorsun. Dolayısıyla koşan oyuncu ödülünü aldığından basketbol daha hareketli, daha hızlı oynanmaya çalışılıyor.

– Bireysel antrenmanın önemi artıyor evet ama diğer tarafta da yarışmacılık konusu var.

– Türkiye’de bireysel oyuncu antrenörü dediğimiz zaman bir sürü oyuncunun şutu, ilk driplingin ardından kaldırılan şutlarda çok eksik var. Antrenörlerimizin “görüp görememe” sendromunda olduklarını düşünüyorum. Görüyorlar ama çocukları ikaz etmiyorlar. Ya da olay bir süre sonra rutine dönüyor ve artık hatayı görmemeye başlıyorlar. Dolayısıyla bunları düzeltmiyorlar. Maç kazanmak çok daha ön plana geldiği zaman bireysellik tamamen ölüyor. Antrenörün çok umurunda değil. Kim daha çok becerilerini sergiliyorsa koç onu oynatıyor.

Ondan sonra bireysel yetenek yok deniliyor. Halbuki iddia ediyorum, ilkokuldan başlayarak çocuklara doğru düzgün bir atletik yapı verilse, nereye nasıl basılacağı, nasıl koşulacağı, nasıl sıçranacağı, nasıl nefes alınacağı ve denge özellikle ilkokul beden eğitimi dersinde -ki artık yapılmıyor- o dönemlerde öğretilseydi şu an belki ülkemiz basketbolda İspanya’nın yaptığı gibi büyük başarılara imza atabilirdi ya da istikrarlı bir yönetim gösterirdik. Ama erken başarı, elindeki değerin kıymetini bilememek, erken başarıya ulaşma isteği, altyapı antrenörlerini kısa sürede A takım antrenörlerinin paçalarının altına girme isteği gibi gerçekler var.

“ANTRENÖRLÜK GERÇEKTEN ÇOK CİDDİ BİR MESLEKTİR”

Ama bunda biraz da geçim sıkıntısı gibi hayatın gerçeklerinin etkisi olmuyor mu? Alt taraftaki antrenörleri ne derece geçim sıkıntısı yaşatmıyoruz?

– Basketboldan çıkalım ve herhangi bir iş koluna bakalım. Emek vermeden para kazanılan bir iş kolu var mı? Peki sen dripling yapamayan bir koçun A takıma yükselerek asistan koç olmasını savunur musun? Basketbol antrenörlüğü tam zaman gerektiren gerçekten çok ciddi bir meslektir. Bu mesleği yapmak için kendine yatırım yapman gerekir. Çok iyi bir portföye sahip olman gerekir. Çalıştığın kulüple, oyuncularla, gittiğin seminerlerle, gittiğin kurslarla, seyrettiğin antrenörlerle. Bunların hepsi artı izlediğin videolarla, okuduğun kitaplarla. Kaç yıldır basketbolun içindesin tüm bu saydıklarımı bir arada gösteren hepsine ulaşmaya çalışan kaç tane antrenör görüyorsun Türkiye’de?

– Ki bilgiye ulaşmak artık daha kolay.

– İnternet denilen bir şey var. Çok çok kolaylaşmasına rağmen ben hala geceleri çalışması gereken insanların orada burada vakit geçirdiğini biliyorum. Ya da boş zamanlarında. Bir buçuk senedir Türkiye Basketbol Federasyonu’nda eğitim veren grubun içindeyim. Orada gerçekten ciddi ve çok emek verilen bir yapılanma var. İnsanlar bilgi alarak mezun olsunlar ya da aldıkları bilgiyi kullanabilsinler diye çok büyük bir çaba harcıyorlar. Tabii bu çabayı harcarken de bir sürü emeğin ziyan olduğunu görüyorlar. O yüzden özel oyuncu antrenörlüğü seminerini koydular. İnsanlar para kazansın diye çabalayanlar var ama bu para kazanması gereken kişiler o parayı kazanma çabası içine giriyor mu diye tartışmaya giriyoruz.

Ben onlarla içli dışlı olduğum ve bunları yaşadığım için de biliyorum. Hepsi tatlı hayatı istiyor ama emek vermeden istiyor. Öyle olunca da bir yerde patlıyorlar. Gerçekten bu emeği vermeye çalışan arkadaşlar oluyor. Bunlar da A takımlardaki asistan koçların kalifiye olmamasından A takım antrenörünün altına çekiliyor. Altyapıda asla birliktelik yapılamıyor. Hemen “sen iyisin gel bakalım A takıma yardımcı ol” diye yukarı alınınca bilgiden altyapı oyuncuları ve yeni başlayan çocuklar yararlanamıyor. Bu da gelen oyuncuların fundemental olarak yeterli düzeyde olmamasına sebep oluyor.

– Yıllardır seninle konuşuruz ki klişe olarak da devam ediyor ama senin hep karşı tezin vardır bilirim. Altyapıdan oyuncu çıkmıyor cümlesi…

Bana göre bizim altyapılarda ciddi anlamda oyuncu sirkülasyonu var. Esas nokta bir çocuğun 17 ya da 18 yaşında A takıma çıktığı anda öğrenimin durduğunu kabul edip tamamen A takım antrenmanlarına kanalize olmasını istiyoruz. Halbuki bu çocuk daha yüzde 30’unu öğrendi basketbol yaşantısının. A takımda özel antrenmanlarla, ekstra özel maçlarla bu çocuğun pişmesi ve ara ara güvenilerek sahaya sürülmesi gerekiyor. İşte burada antrenörlerimizin çocukları itebildiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla birçok yetenek kayboluyor.

“BANA KALSA U22 YAPARIM”

– 2 senedir 17-18 yaş jenerasyonunun yetiştirebilmek, kaliteli maç yaptırabilmek amacıyla Basketbol Gençler Ligi kuruldu. Büyük çoğunluğun beğenisini topladı. Verimliliği, oyuncu çıkartması gibi konular tartışılır. 18-20 yaş arasına ek bir organizasyona gerek var görüşü mevcut. Eski ümitler ligi gibi. Katılıyor musun?

– BGL çok büyük bir açıktı yıllardır söylediğimiz gibi. Turgay Demirel federasyonu ilk geldiğinde o zaman Milli Takım antrenörüyken ilk verdiğim projeydi. Futboldaki gibi PAF ligi dedik. A takım maçından önce genç takım oyuncularının, 20 yaşına kadar olan çocukların olduğu bir lig kuralım, A takım maçından önce de onlar oynasın. Onlara hem tecrübe hem de öğrenim süreci sağlayacaktı. Bunu gençler ligine indirdiler. Tabii ki çok iyi oldu ama bana göre eksik oldu. Bana kalsa ben U22 yaparım. 22’ye kadar kaybolmuş değer verilen çok fazla oyuncumuz var.

– Futbolda U21 Kaldırıldı. Projenin verimi ve çocukların yetişme sürecini fazla aştığı ve hedeften saptığı düşünülüyor.

– Futbolun başarılarına bakalım basketbol ile kıyaslayalım bir de… Avrupa kupalarında o jenerasyonlarda başarıları ya da yukarı çıkarttıkları oyuncuları düşün. Ümit ligi varken orada yetişmiş çocukların Türk basketboluna kazandırdıkları başarıları düşünürsem kesinlikle bu ligin çok önemli ve gerekli olduğunu görürüz. Çok değer verilen üniversiteler ligi vardı. Bence çok önemliydi ama şimdi saçma sapan bir şey haline geldi. Eskiden Akdeniz ve Balkan oyunları vardı, kalmadı. Hepsi çok önemli başarılar getirebilirdi ama her şeyi maddiyata bağlayarak hepsini kaldırdılar. Çok daha düzgün yerlere gidebilirdi iş.

Uluslararası alanda altyapılarda çok fazla maç yapıyoruz. Ciddi maç sayısına ulaştık ama 20 yaş sonrası doğru dürüst maç yapabildiğimiz yer yok. Bu çocuk altta oynayamıyor, yukarıda A takımda oynayamıyor. Nasıl gelişecek bu çocuk? Oturduğu yerden başarılı olan hayvan tavuktur ki bizim yumurtlama özelliğimiz yok. Nasıl başarı gelecek? Gelemeyeceği için de bence BGL çok önemli bir proje ama yetersiz. En azından iki yaş yukarıya bir ümitler ligi kurulmalı.

– 22’ye kadar olan kısım bizim gibi ülkeler için sanki lüks gibi. 

– Benim hayalim şöyle. Basketbolu bir Sırbistan gibi bir Ukrayna gibi oynayalım isterim. 5-6 yabancıyla değil de maksimum 3 yabancıyla oynayıp her takımın mutlaka 2 tane altyapı oyuncunun yukarıda olması ve çocukların ne olursa olsun 5’er dakika oynama zorunluluğu gibi şartlar isterim. Ama tabii bunların hepsi ütopya. Başarının paraya endeksli olduğu bir ligde altyapı oyuncusunu düşünecek kulüp var mıdır diye sorarsak…

– Bırak Altyapıyı üst yapıyı yaşatamayıp 1 senede kapatan kulüpler var.

– Oyunculara saçma sapan paraları ödemeye ya da ödermiş gibi yapmaya devam ettikçe kapatmaya mahkum olacaklar. Yıllarca çalışıp takımına bir tane altyapı kurdurmayan bir sürü antrenörümüz var. Mesela Afyon, altyapıya en ufak bir yatırımı yok. Uşak keza öyle. Sakarya yatırım yapacağını söyledi ama sıfır yatırım ki Sakarya bana göre basketbolcu cennetidir. Trabzon da saçma sapan nedenlerden kapattı. Bu kulüplere BGL için genç takım kurdurmak zorunda bırakmak çözüm değil ya da en azından uzun vadeli çözüm değil, nitekim senin de dediğin gibi saydıklarımın bir bölümü bugün yoklar.

– Bardağın dolu tarafına bakalım. Geçen sene çok güzel bir başarı örneği. Bütün Türk oyuncuları kendi altyapısından olup yanılmıyorsam 3 yabancı ile play-off yapan bir Banvit vardı.

– Basketbol Süper Ligi’nde 6 yabancıyla başlayıp sonrasında 3’e düşen ve kendi altyapı oyuncularını oynatarak play-off yapan tek takım. Aydın Örs’ün efsane Efes Pilsen dönemi hariç ki Türk basketbolunun en önemli çıkışı da orasıydı. Bana o dönemleri hatırlatan bir dönem yaşadı kulüp. Biraz ütopya olabilir ama işte dediğin gibi güzel bir örnek.

“YABANCI HAYRANLIĞINDAN TÜRK OYUNCULARI YETERSİZ GÖRÜYORUZ

– Ütopya dediniz ama aslında güzel bir meydan okuma bu.

– Eğer başındaki yönetici gerçekten akıllıysa altyapısındaki çocuğun niye oynatılmadığıyla ilgili A takım antrenörüne hesabı sorar. Banvit’e şuan CSKA Moskova’nın coachu Itoudis geldiği zaman anlattığı bir hikaye vardı. Panathinaikos’ta bir gün Efes ile oynamış ve kazanmışlar. Sevinirlerken biraz basketbol delisi olduğunu hepimizin bildiği başkanları gelmiş. Onları tebrik edeceğini zannederken adam istatistiği sallamış. “Koç tamam kazandınız ama bizim yerli oyuncuların hiçbiri oynamadı. Ben böyle galibiyet istemiyorum.” demiş ve gitmiş. Itoudis de bunu “en kötü kazandığımız galibiyet” diyerek anlatıyor.

Bugün Fransa liginde kendi altyapı oyuncularını oynatmak için baskı yapıyorlar ve Fransa basketbolda en büyük sıçrama yapan ülkelerden bir tanesi. Milli takımlar bazında müthiş geliyorlar. İspanya da aynısını yaptı. Küçüklerde aldığı oyuncularla yıldızlar, gençler ve ümitler Avrupa şampiyonlukları. A takımlarda Avrupa şampiyonluğu, Olimpiyat ikinciliği ve dünya şampiyonu. Komedi gibi. Aynı jenerasyondan adamlar bir sürü oyuncu çıkarttı. Benim ülkemin insanı benim için çok değerli diyorlar. Biz ise yabancı hayranlığımızdan dolayı Türk oyuncuları hep yetersiz görüyoruz. Çok ciddi şutörler, oyun kurucular var bu ülkede. 2.10’un üzerinde en az 8-10 tane çocuğumuz var. Bunlar ekstra çalışmanın dışında yukarıda oynayıp süre almazlarsa gelişmeleri ve bir yerlere gelmeleri hayal. Böyle olunca da Türk basketbolunun Milli takımlar düzeyinde başarıya ulaşması mümkün değil. Milli takım son maçında yaptığım bir yorum vardı. Yedeklerden oluşan Milli Takım adlı bir yazı yazdım. Amerikalıların ardında yedek hatta çoğu 40 dakika bench’te oturanlardan bir Milli Takım yaptık ve bu çocuklardan Avrupa’da ilk 3 bekledik. İNSAF!

– Peki sıkıntı sistemde mi yoksa yönetenlerde mi? Şu an 5 yabancı hakkı var Süper Lig’te, Euroleague’te serbest. 5 yabancı 5 Türk. Ve o yabancılarla rekabet edebilenler de kendini bir şekilde gösteriyor.

– Ligi benden daha iyi analiz ettiğine eminim. Türk oyuncunun gelişmesine antrenörü izin veriyor mu? Yabancı oyuncunun hata yapma lüksü sonsuz, en fazla bağırılıyor. Türk oyuncunun hata yapma hakkı ise 1. İlkinde bile sert tepkiler verilebiliyor. Yaptığı ilk hatada kenara geleceğini, desteklenmeyeceğini ve hatta inanılmaz laflar söyleneceğini bilmesi çocuğun motive olabilmesini sence sağlar mı? Bir destek istemez mi? Attın kaçırdın, şuttur bu kaçıracaksın. Pastır top kaybı da yapacaksın, Amerikalı yapmıyor mu? Erken top kullandın, bütün topları erken atan Amerikalılar var. Guard getiriyorlar o 40 atıyor diğerleri avucunu yalıyor. O guardın 6 sayı attığı maçta laf söyleyemeyen antrenörler bizim çocukların nerede olursa olsun bir tane kaçırmasında bile hayatını karartıyorlar. Tabii ki bağırırsın ama bir olumlu bağırış vardır bir de oyuncuyu yerin dibine sokan bağırış vardır. “Allah senin belanı versin, senden adam olur mu” demek var “Allah senin belanı versin, bu mu senin oyunun?” demek var… İkisi de aynı şekilde başlıyor ama vardığı yer çok farklı. Bunu niye biz Türk oyunculara yapamıyoruz hiç bilemiyorum.

“OYNAMAYAN OYUNCUNUN BAŞARILI OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”

-Başarı kazanmazsa işinden olma durumu var ama…

Başarı başarı başarı… Dünyada bir tane 1. var. 2.’yi geçersen 1. olmazsın. Bu ligde şampiyonluk için arada Karşıyaka çıktı ama onun haricinde bütün liglerde final oynayan takımlar bellidir. Playoff için oynuyorsan bu çocukları oynatabilirsin. Haydi ondan sonra “ligi kazanacağım” de sırf Amerikalıyla oyna ama bu çocukları oynatarak yetiştirebilirsin. Bu ülkede A Milli Takım kaptanının Avrupa Şampiyonası’nda süre almadığı zamanlar oldu. Bana göre Melih Mahmutoğlu Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük şutorlerdendir hatta şutörüdür diyeyim. Hayatımda onun kadar çok çalışan oyuncu da görmedim.

Mirsad vardı zamanında o da çılgındı onun gibi. Ama bugün o adamın oynamadığı Final Four var. Ciddi anlamda bir oyuncuya bu kadar büyük hakaret edilir mi diye maçta ağladığımı, üzüldüğümü bilirim. Bu kadar iyi bir oyuncu yıllardır oturt sonra gel performans bekle bu da bana saçma geliyor. İbrahim Kutluay bir maç 40 atardı bir maç 4-5 atardı ama kimse ona kötü oyuncu demedi. Oynamayan oyuncunun başarılı olması mümkün değildir.

– Eskinin basketboluyla yeni dönemi karşılaştırsak eğer; eskiden 30 saniye hücum, yavaş bir basketbol vardı. Bir hücum hakkında iki buçuk set uygulanabiliyordu. Şimdi ise 1-1.5 set yapabilirsen iyi.

– Set diye bir şey kaldı mı ki  Türkiye liginde dikkat ettiğim en önemli şeylerden biri basketbol 2 yada 3 pasla oynanır. 3 pasla oynadığın anda maçı kazanıyorsun ama bunun haricinde oynanan oyun pick&roll’dur. Kim bunu ülkeye soktuysa en büyük yarayı açtı. Biz topsuz oyunu, pick’i unuttuk. Spacing oynamayı, ters taraftan flash cut yapmayı unuttuk. “Gel pivot pick&roll oyna, git pivot pick&roll oyna”nın üstüne bir şey koyamadık. Ben pivot olsam guardı döverim. Ben kalkacağım bütün kaçırdığı adamların yardımına gideceğim, ribaundu alacağım, ilk pası vereceğim, öbür potanın altına kadar koşacağım, tekrar guard beni çağıracak ve ben ona perdeleme yapacağım, beceremeyecek bir daha çağıracak da ben guardı memnun edeceğim… ÖYLE BİR DÜNYA YOK!

Kimse kusura bakmasın. Benim basketbol görüşümde pasla boşluk bulmaya çalışılır. Bunun arkasında ekstra bir yerden pick&roll’u getirirsin ve sonuca gidersin. Hiçbir maç %55 ile %50 ile bitmiyor, en iyi maç bile %40larla bitiyor. Dolayısıyla hareketli hücum zor efor sarfettiren ve zor öğretilen bir şeydir. Biz yine Avrupa basketbolunun Amerika basketboluna karşı çıkardığı pick&roll’u aldık ve direkt olarak diğer her şeyi unutarak sadece bunu kullanan oyunlar yaptık. Hiçbir oyun pick&roll’suz değil artık Türkiye’de. Pick&roll savunmasını iyi yapan her takım bir yerde kitleniyor ama bire biri, penetre pası iyi oynayan ve alan paylaşımını iyi bulan takımların maç kaybetme yüzdeli çok düştü. Çok uzağa gitmesinler Avrupa Şampiyonası finalini seyretsinler, kaç pick&roll kaç hareketli hücum oynanıyor.

“MAÇ SAYISINI KATLAMAK ZORUNDAYIZ”

– Aslında gelmek istediğim nokta şuydu eskiden Avrupalı oyuncular daha fazla kafalarını kullanarak oynar ve öyle ön plana çıkardı. Şimdi atletizm de katmak zorundalar.

– Evet kuvvet ve çabuk kuvvet çok ön plana çıktı. Bununla ilgili yeterli miyiz tartışılır ki aynı yere giriyoruz. Bu 2 ayda 3 ayda olacak şey değildi. Tüm üst seviye antrenörler federasyonla birlikte buluşup bu ülkede şu sistem oynanacak altyapıda, bunun dışında bir sitem oynanamaz deseler eyvallah. Gerçekten ülke basketbolunu üst seviyeye çıkaracak bir sistemi zorunlu getirirlerse ancak o zaman takımlar yukarıya çıkmaya başlar. Bir de ne yapıp edip maç sayısını 2-3’e katlamak zorundayız. Bugün 4 tane 6 tane maç oynayarak biten gençler ligi var illerde. Bunları çoğaltmak zorundayız. Nasıl yaparız bilmiyorum. Daha da ağır bir şey söyleyeyim. Hiç olmamış bir ligde 20-30 tane lig oynayan iller var. Genç takımı yok, hakemler ve yöneticiler para kazansın diye hiç oynanmamış maçları oynanmış gösteren iller var bu ülkede. Biraz araştırırlarsa öyle şeyler bulurlar ki kendileri de şaşırırlar.

– Uzun zamandır konuşmuyorduk (en son 10 yıl önce röportaj yapmışızdır) sitemiz için güzel katkı verdin Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

– İnşallah okursa büyüklerim… TBF’de antrenörlüğünü de yaptığım iki kişi var, Hidayet Türkoğlu ve Ömer Onan. Altyapılarda da Fikret Doğan 10 yaşımdan beri mahalle arkadaşımdır. Şunu zorunlu olarak yapsınlar bu ülkeye lütfen. Hem BSL hem TBL, maç sonrası tüm oyuncuların fuayeye gelen seyirciyi karşılamasını veyahut resim çektirmesini, onlara nasılsın demesini, ufaklıklarla ilgilenilmesini mutlaka sağlamak lazım. Senin için oraya gelen 6 yaşında 7 yaşında 10 yaşında çocuklar var. Bunlar ileride basketbolcu, yönetici veya kulüp başkanı olabilir. Basketbolun içinde tutmak için bu insanlara bir borcumuz var. Bu borç da küçücük bir gülücükle ödenebilir.

Oyuncularla seyircileri bir araya getirmek gerekiyor ve inşallah federasyon bunu yaparak çocuklara mutluluk verir. Çünkü o çocuğun oradan gülerek ayrılması, arkadaşına “bak ben Tolga Geçim ile resim çektirdim, Instagram’da da yayınladım” demesi ertesi maça arkadaşının da gelmesi demektir. Bunun seyirci için çok önemli olacağını düşünüyorum. Biraz daha insanlara yönelmek lazım. Diğer önemli nokta, yıllardır içinde olduğum için söylemiyorum ama Türk basketbolunda seyircinin rakibine küfür etmediği tek salon Bandırma’da. Bunun tüm ülkeye yayılmasını umuyorum. Öyle ağır cezalar konulmalı ki herhangi bir küfürde… Oraya gelen 6 yaşındaki çocuğun o küfürleri duymaması sağlanmalı. Rakibi alkışlamayı bilen seyirciyi oluşturmak için bu tarz yaptırımlar uygulamak zorundayız diye düşünüyorum.

Menderes Gümüşdal bu keyifli sohbet için çok teşekkürler.

Önemli Haberleri Kaçırmayın!

Aşağıdaki formla haber bültenimize kayıt olabilirsiniz!

Diğer Haberler > İzmir