Evren Karademir: “Alttan Gelen Yetenekli Oyuncular Var”

Evren Karademir

Son yıllarda Türkiye’de basketbol adına güzel şeyler yapılıyor, yapılmak isteniyor. Bu dönüşümü gerçekleştirecek ve devamlılığını sağlayacak olan elbette genç, dinamik nesil. Dönüşümün en önemli ayağını takımların altyapıları, geç yaştaki sporcular ve genç çalıştırıcılar oluşturuyor.

Türkiye’de basketbol denince akla İzmir’in geldiğini de unutmamalı tabi. Bu anlamda Pınar Karşıyaka SK yıllar içinde büyük bir özveri ve istikrar örneği oldu. Önce A Takım’ın şampiyonluğu ardından altyapıdaki başarılar; Genç Takım’ın Türkiye şampiyonluğu, yıldız, küçük ve minik takımların İzmir başarıları ve bu başarılarla Türkiye sıralamasında yer almaları. Ülke olarak basketbol adına kalıcı bir başarı elde etmek için mutlaka altyapı takımlarına yönelmemiz gerekiyor. Konu altyapı takımları, bu takımlara verilen değer, genç çalıştırıcılar ve sonucunda zamanlı gelen başarılar olunca elbette genç ve idealist bir antrenör ile konuşmak gerekiyor. Gözden kaçırmanın mümkün olmadığı bu başarıyı Pınar Karşıyaka Yıldız Takım başantrenörü Evren KARADEMİR ile konuştuk. Kendisi aynı zamanda Pınar Karşıyaka TB2L takımında da Murat ERSÖZ’ün yardımcı antrenörlüğü görevini sürdürüyor.

   – Evren hocam sohbetimize öncelikle sizi tanıyarak başlayalım, basketbol ve spor geçmişinizden bahseder misiniz?

   – 1988 İzmir doğumluyum. Basketbola Tuborg SK da başladım 14 yıl altyapı ve A takımlar olmak üzere basketbol oynadım. Bunun 7 yılı alt yapı ve diğer dönemde ise A takımda geçti. A takımda kısa bir süre Pınar Karşıyaka süper lig takımında daha sonra İzmir Büyükşehir, Marmaris, Tire, Akhisar takımlarında oynadım. Arkasından yaşanan sakatlıklar basketbol oyunculuğunu bırakıp antrenörlük mesleğine yöneleme neden oldu. 2012 yılının aralık ayından bu yana da Pınar Karşıyaka kulübünde antrenörlük yapmaya devam ediyorum.

   – Pınar Karşıyaka’nın geçmişinden bahsedelim, herkes bilir İzmir ve basketbol denince akla Pınar Karşıyaka gelir. Takım ve semt ilişkisini konuşalım.

   – Semtte basketbol sevilen bir spor dalı hatta 1. Spor dalı olarak görülebilir. Tabi futbolun da sevildiği ortada ama Pınar Karşıyaka basketbol anlamında geçmiş yıllardan beri bir ekol. Bu konuda milli takıma birçok sporcu vermiş. Yetiştirdiği oyuncularla ve iyi bir altyapısı olmasından dolayı gerek A takım milli takımlarına gerek altyapı milli takımlarına iyi oyuncular çıkarmış bir basketbol kültürü var. Örneğin; daha sonra geri dönmüş olsa da NBA’ ya giden Furkan Aldemir, şuan Darüşşafaka Doğuşta oynayan Mehmet yağmur, öncelerinde milli takım pivotu olan Hüseyin Beşoklar, Faruk Beşoklar bunların tabi daha önceleri de var, 87 yılında şampiyon olan bir kadro var. O kadrodaki önemli oyuncular milli takımın oyuncuları birer parçalarıydı. Bence bu sebepten ve semtinde basketbolu sevmesinden, basketbola özel bir ilgi olmasından dolayı Karşıyaka’nın bu denli bir basketbol hassasiyeti var.

Evren Karademir

   – Spora, basketbola küçük yaşta başlamanın öneminden bahsedelim birazda.

   – Aslında tüm spor branşlarına küçük yaşta başlamanın avantajları var. Çünkü branşa ait koordinasyon küçük yaşta kazanılır. Koordinasyon eğitimi özellikle branşın gerektirdiği özelliklerin % 75 i 10-11 yaş sürecinde kazanılır. O yüzden basketbolun temel olarak gerektirdiği fundamental eğitiminin küçük yaşlarda verildiği oyuncular, üst seviyelerde daha ön plana çıkarlar. Bazı ekstra durumlar elbette olur, örneğin; Kerem GÖNLÜM basketbola 17 yaşında başlamış ve senelerdir basketbol oynuyor. Ama bu ekstra durumlarda farklı ayrıntılar göze çarpacaktır. Kerem GÖNLÜM’ün uzun boyu, uzun kolları fiziksel üstünlüğü olmasından dolayı senelerdir basketbol oynadığı ortada. Ufak tefek istisnalar dışında küçük yaşta alınan eğitimlerin çok büyük faydası olduğunu düşünüyorum.

   – Ailelerin tutumu nedir, iyi bir basketbolcu yetiştirmek isteyen aileler neler yapmalı?

   – İyi bir basketbolcu yetiştirmek isteyen ailelerin ekstra bir çabaya girmeleri gerekmez. Onlar işin motivasyon kısmında olmalılar, çocuklarına iyi bir destek sağlayabilirler. Bu destek çok fazla ayrıntıya girmeden, “ bu gün maçta elinden geleni yaptın oğlum-kızım, bir dahaki maçta daha iyi olacağına inanıyoruz.” Gibi basit klasik cümlelerle çocuğu motive ederlerse bu çocuğun basketbolu kötü oynasa bile kırılmamasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. Ben beş yıldır altyapı antrenörlüğü yapıyorum, benim de altyapıda oynadığım dönemi ele alarak ki bu konuda 14 yıllık bir geçmişim var. A takımlarda oynadığım zamanı bu süreden çıkararak söylüyorum. Aileler tarafından yapılan baskıların çocuğun, oyuncunu üzerinde olumlu bir etki oluşturmadığını ayrıca çocuğun bu anlamda gerilediğini düşünüyorum. Basketbol anlamında doğru veya yanlış üzerine gidilmemeli tamamen koçun inisiyatifine bırakmaları gerekir. En önemlilerinden biri de çocuklarını inandığı koça göndermeliler.

   – Bir basketbolcunun çalışma disiplini nasıl olmalı?

   – Basketbolcu bu işe olabildiğince zaman ayırmalı, antrenmanlara 15 dakika önce gelmek yeterli olmuyor. 1 saat öncesinden gelip orada kuvvet çalışmaları, sakatlığı varsa buna yönelik çalışma ve tedaviler ile antrenmana hazırlanırsa bu zaten sporcunun işe ne kadar ciddi baktığına işarettir. Aynı şekilde antrenmanlardan sonra da eğer imkân varsa kalıp ekstra çalışması gerekir. Benim düşüncem alt takımdaki bir sporcunun A takım seviyesinde oynayabilmesi için mutlaka özel antrenman yapması lazım. Bu özel antrenmanlar; eğer kısa oyuncuysa fundamental’a,  şuta yönelik, uzun bir oyuncuysa pota altına yönelik, tamamen maçta kendi pozisyonuna yönelik çalışmaları takım idmanı dışında yapması gerekir diye düşünüyorum. Özellikle takım antrenmanında bir oyuncunun topu potaya atması ortalama 30 35 tane olsa bu sayı yapılacak özel antrenmanlarla 500lere çıkabiliyor, o yüzden bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

   – Takım oyuncularının seçmeleri nasıl yapılıyor, seçme yapılırken nelere dikkat ediliyor?

   – Tabi altyapılarda fundamental, fiziksel özellikler çok ön planda. Burada hem teknik konular hem demografik fiziksel bilgiler bizim için önemli. Boy uzunluğu, kilo, kulaç bunlara bakıyoruz. Ama bunun yanında teknik olarak oyuncunun ne durumda olduğu önemli, kısa bir oyuncu varsa onu es geçmiyoruz. Eğer fudamental’ i iyiyse, alt yapılarda çok önemli olan birebir basketbolu; birebir savunması, birebir hücumu ne durumda bunlara dikkat ederek tercih ediyoruz. Geçen sene aralık ayında davet edildiğim milli takım kampında bir sohbete dahil olmuştum. Orada 99 genç milli takımının başantrenörü Fatih Elbaş ile bu konuyu konuşmuştuk. Onlarda birçok oyuncu arasından milli takıma oyuncu seçiyorlar. Kendisi bana fundamental ve sut özelliğinin nasıl olduğunun, birebir savunma birebir hücumu ne şekilde olduğunun önemli olduğunu, bunların yanında fiziksel duruma da bakarak karar verdiklerini demişti.

   – Genç takımınız geçtiğimiz sene Türkiye şampiyonu oldu. Bu bağlamda bakarsak takım sezona nasıl hazırlandı, başarıyı neye borçlu?

   – Bu iyi bir altyapı başarısı. Bizim o dönemki yönetim kadromuz bu oluşumu en iyi ayarlayan isimlerdi. Herkesin ortaya bir şeyler koymasıyla bu şampiyonluk geldi. Ben altyapılarda 1 senelik iyi bir çalışmanın şampiyonluğa götüreceğine inanmıyorum. Bu başarı en az 2 3 yılın oluşumundan kaynaklı bir başarı. Az önce söylediğim gibi özel antrenmanların çok büyük etkisi var. Çocukların hepsi aynı okulda okuyorlardı ve o okulla iletişimimiz oldukça iyi durumdaydı. İstediğimizde çocuklara özel antrenman yaptırabiliyorduk ve daha sonra giremedikleri dersler için onlara telafi dersi sunuyorlardı. Böylece hem eğitimleri aksamamış oluyordu hem de çocuklar takım antrenmanı dışında ekstra özel antrenmanda yapabiliyorlardı. Bunu dışında birde bu takım 2. Ligde de oynuyordu. O sene 2. Ligden düştük belki ama orada kendilerinden 5 10 yaş büyüklerle mücadele etmeleri onlara kendi yaşıtları arasında büyük bir artı kazandırdı. Orada ligden düştük ama bence şampiyonluğun kazanılmasındaki en büyük etkenler yaptığımız özel antrenmanlar ve TB2L de oynadığımız 20 22 maçtır.

   – Oyuncuların yetiştirme sürecinden bahsedelim biraz. İyi bir basketbol oyuncusunun yetiştirilmesinde neler yapılmalı?

   – Tabi burada antrenman temposu önemli. Oyuncunun eksiklerinin neler olduğu, bu eksikler üzerine yapılan çalışmalar çok önemli. Bunlar hem teknik olarak hem fiziksel olarak; oyuncu eğer zayıfsa beslenmesini inceleyerek, doğru kilo konumuna getirip. Şut bozukluğu varsa o konuda özel antrenman yaparak, taktik açıdan bir eksin varsa bunları takım antrenmanlarında kapatarak oyuncular hazırlanabilir. Tabii burada artık herkes işin içinde ve süper ligde birçok yabancı oyuncu var, 6 yabancıya izin veriyor federasyon. Önümüzdeki yıl nasıl olacak bilmiyorum ama şimdilik durum böyle. TBL de bile 2 yabancının kadroda olmasına izin veriliyor. Bu durumdayken aradan çok ekstra olanlar yukarıya çıkabiliyor. Eskiden belki şu düşünce olabilirdi; çocuk çok yetenekli ama çalışmayı sevmiyor, ama yine de oralarda yer alabilirdi. Fakat artık çalışmayı sevmeyen oyuncunun oralarda yer alması bence imkânsız.

Pınar Karşıyaka

   – Ben bu soruma bir şey daha eklemek istiyorum. Sizce bir Türk takımında,  becerikli sporcuları bir araya toplayıp, onları yetiştirip geliştirerek oyun oynatmak mı, yoksa zaten yetişmiş yabancı oyuncularla oyun oynatmak mı daha doğru? Bunu doğru buluyor musunuz?

   – Tabi biz isteriz ki Türk oyuncu oynasın. Ama bende bir antrenörüm ve anlayabilirim. Antrenörün de kendi kariyeri önemli. Herkes bu konuda veryansın ediyor, “neden bu kadar yabancı oyuncu var, neden Türklere şans verilmiyor?” diye. Bazen kendimi koyuyorum oralara, ülkesi ırkı önemli olmaksızın bakmaya çalışırdım bende. Kimin basketbolu daha iyiyse onu sahaya sürmeye çalışırım. Tabi genç oyuncularımız da süre alması gerekir. Mesela Son zamanlarda Yeşil Giresun dışarıdan aldığı gençlerle, genç oyuncu ağırlıklı bir takımla iyi bir çıkış yakaladı, iyi de maç kazanıyorlar. Belki sene başında TED kolejler ile birlikte küme düşer gözüyle bakılıyordu takıma ama şuanda gayet iyi gidiyorlar. Tabi onlarında milli takım seviyesine erişmeleri için mutlaka sure alması lazım. Tamam, antrenmanda iyi çalışılarak belli bir seviyeye kadar gelinebilir ama mutlaka sure bulmaları gerekiyor. Bence bu seneden sonra biz aşağıdaki gençleri yetiştirmeye başlayacağız, çünkü Hidayet TÜRKOĞLU bu konuda gençlerin önünü açacak gibi duruyor. Kendisi de 3 Amerikalı sistemde çok fazla süre alarak yetişmiş bir oyuncu ve bu durumun farkında olduğunu ben yaptığı röportajlardan anlayabiliyorum.

   – Peki size dönersek genç bir çalıştırıcı olarak oyuncularınızla iletişiminiz nasıl?

   – Ben gayet iyi olduğunu düşünüyorum onlara basketbol sahası dışında abi gibi yaklaşıyorum. Benimle basketbol dışındaki sorunlarını paylaşabilirler. Onlar genç çocuklar, aileleriyle veya arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunları içlerinde halledemiyorlar. Dışarıya mutlaka belli ediyorlar. Ben bunları onlara sorarım ve yapabileceğim bir şey varsa, aklımda olan veya benim daha önce deneyimlediğim bir durum varsa yardımcı olmaya çalışırım. Ama basketbol sahasında onların antrenörüyüm, tabi orada da yardımcı olamaya çalışıyorum ama bana kulak asmadıklarında ve bir gevşeme hissettiğimde asla abileri gibi olmam.

-Yıldız takımınızı değerlendirmek gerekirse neler söylersiniz, takımın geleceği nedir, onları neler bekliyor?

– Karşıyaka’nın 2001 jenerasyonu önemli bir jenerasyon. İki yıl önce küçüklerde Türkiye dördüncüsü oldu. O takıma şimdi iki tane yetenekli oyuncu ilave ettik. Hepsinin basketboldan bir beklentisi var. Bunların yanında tabi ki gerçekçi düşünmek gerekirse, eğitimlerinin de aksamaması gerekir. Bence hepsinin bir üniversite mezunu olması gerekir diye düşünüyorum. Basketbol konusunda çok hırslılar. Ben eğitim durumlarını aileleriyle konuşup öğreniyorum. Bizlerin verdiği nasihatlerde akıllarında kalıyor. Basketbol olarak hedefleri olan, çalışkan ve bu işe ciddi bakan oyuncular. Zaten böyle de olması gerekir. Artık yetenekli bir oyuncu bile olsa bu işe önem vermiyorsa ve zaman ayırmıyorsa unutulup gider. Bunun tarihte çok örneği var.

   – Pınar Karşıyaka birbirini takip eden yıllarda hem A takımıyla ligde hem de gençlerde Türkiye şampiyonu oldu ve önemli başarılar kazandı. Bu başarı Türkiye basketbolunda devamlılık sağlayacak mı?

   – Altyapı ve A takım başarısı üç yıldır belki de daha fazla zamandır devam eden bir oluşumun başarısı. Ufuk SARICA ilk geldiğinde hemen şampiyon olmadılar. Önce Türkiye kupası alındı, Avrupa’da EUROCHALLENGE 2.liği alında. Daha sonra yavaş yavaş taşlar yerine oturdu. En sonunda da artık yükselen bütçeyle birlikte yapılan doğru hamlelerle şampiyon olundu. Burada takımı ve oyuncuları tanımak önemli. İlk seferinde başarılar gelemeye bilir.  O dönem önemli bir oyuncumuz olan Dj Strawberry’ye  “şampiyonluğu neye bağlıyorsunuz?” diye sorduklarında, “sezon ortasında Cemal Nalgan ve Erkan Veyseloğlu’nun takıma katılmasına bağlıyorum” demişti. Bu da takım olgusunun, birlikteliğin ve arkadaşlığın ne kadar güzel olduğunu gösteriyor. Altyapıdaki şampiyonluk ise buna benzer diye düşünüyorum. Şampiyon olan kadro en az iki yıldır birlik oynayan oyuncular. Şampiyonluktan önceki sene de Tekirdağ’da yapılan Türkiye Şampiyonasında yarı finalde Daruşşafaka ya iki sayıyla kaybedip finale kalamamıştık. Aynı ekiple ve mezun verdiğimiz birkaç oyuncu dışında aynı oyuncularla bir sene sonra İzmir’de Türkiye Şampiyonluğu yakaladık. Tabi şampiyonanın İzmir’de olması bizim için çok büyük bir destekti. Final maçı Karşıyaka taraftarının maça gelmesiyle salon Arenada dolan bir salon gibiydi. Tabi bunların hepsinin arkasında o zamana kadar yapılmış özel ve takım antrenmanları, birlikte yenilen yemekler, birlikte yapılan toplantılar var.

   – Altyapı takımları sıkı bir şekilde yetişiyor diyebilir miyiz? Yıldız takım bu başarılardan nasıl etkilendi, Bu sezon onlar da şampiyonluk istiyorlar mı?

   – Belki biraz daha özel olacak ama şöyle bir durum var; son zamanlarda Türkiye’de altyapıya yönelik bütçe arttıran kulüpler var. Duyuyoruz, mesela Acıbadem Üniversitesi’nin yıldız takım oyuncusunun  40 bin 50 bin gibi transfer paralarına oynatıldığını. Aynı şekilde Daruşşafaka, Doğuş grubunun sponsor olmasıyla altyapılarda da büyük bir atılım gerçekleştirdi. Orda da benzer altyapı bütçeleri olduğu kulaklarımıza geliyor. Efes Pilsen zaten öyle, Anadolu Efes senelerdir bu şekilde çalışıyor. Ve her sene de ya final oynuyorlar ya da şampiyonluk yaşıyorlar. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi taraftarı olan kulüpler var. Her çocuk onların arasında olmak ister. Keza Banvit son zamanlarda yine para verip dışarıdan oyuncu alan bir kulüp. Fakat bizim kulübümüzün yapısı gereği çok büyük altyapı bütçesi olan bir kulüp değiliz. Büyük paralar verip kulüp altyapımıza oyuncular kazandıramıyoruz. İzmir’de şöyle bir yargı vardı; biz Tofaş, Banvit, Efes gibi kulüplerin arasına giremeyiz deniyordu. Bunu birkaç sohbet ortamında bana da defalarca söyleyenler oldu. Fakat bu şampiyonluğun gelmesinin bu düşünceyi tamamıyla kırdığını düşünüyorum. Bu şampiyonluk, önemli etkenin dışarıdan paralarla alınan oyuncular veya yüksek bütçe olmadan, iyi bir çalışma ve aile ortamı kurmak olduğunu gösterdi. Bizim altyapımızdaki diğer oyuncular da bu başarıyla beraber daha çok inanmaya başladılar. Şimdi onların da sağdan soldan, Daruşşafaka’da  şöyle bir oyuncu varmış, Banvit’te şöyle bir oyuncu varmış boyu şöyleymiş vs. seklinde kulaklarına geliyor. Ama onların önlerinde örnek alabilecekleri 98 doğumlu abileri var. Onlar nasıl çalışıp bu başarıyı yakaladıysa, yıldız takım ve altındaki sporcular da inanıp çalışıp onların yerini almak isteyecekler ve bu mantıklı bir düşünce.

   – Şimdiki gençleri değerlendirelim birazda, basketbol adına nasıl bir sporcu nesli yetişiyor?

   – Bence bunu meslek olarak görmemeliler, hobi olarak başlamalı. Daha sonra işler rayında gittiği zaman, yıldız takım, genç takım sevilerinde artık bu sporcunun A takım seviyesinde oynayabileceği bir potansiyeli ortaya çıktığında meslek haline gelmeli. Mesela bizlerin karşılaştığı birçok şey var. Çocuk minik takım küçük takım seviyesinde ve çıkıp bir maçta 20 sayı attığında biz çok büyük basketbolcu olacağız hayallerine kapılan bazı velilerimiz oluyor. Tabii düşünmek ve istemek güzel ama buna o yaş grubu bir çocuk için biraz daha hobi olarak bakılabilirse iyi olur. Velinin elinde olmayan o kadar çok kıstas var ki, birincisi zaten sporcunun fiziği bu önemli, ikincisi sağlık durumu; bu da bizim elimizde değil. Bir bilek burkulmasıyla çocuk belki sezondaki en önemli maçlarını kaçırabiliyor. Daha sonra geri dönüşü zor olabiliyor. İşler yıldız takım genç takım seviyesinden sonra daha ciddiye biniyorsa eğer biraz daha antrenman temposunu, yoğunluğunu arttırmalı diye düşünüyorum. Zaten yıldız takım, genç takım seviyesinde oyuncu da ailesi de bu duruma objektif bakmalı. Eğer işler rayında gitmiyorsa çocukların eğitimlerini daha ön plana alıp o yolda devam etmeleri gerekir. Çünkü bu ülkenin diğer meslek gruplarında insanlara da ihtiyacı var.

   – Türk basketbolu için neler söylersiniz, sizce durum şuan ne?

   – Son zamanlarda yükselen grafikler var. Fenerbahçe’nin Avrupa ikincisi olması, Galatasaray’ın ULEB kupasını kaldırması, Karşıyaka’nın daha önce Eurochallenge finali oynaması sonrasında aynı başarıyı Trabzon sporun da göstermesi. Kulüpler seviyesinde Avrupa’da iyi durumdayız ama milli takımlarda biraz geride kaldığımızı düşünüyorum. Tabi bunda yabancı sınırlamasının arttırılması ön planda olabilir. Bende daha önce bir hocamla bu konuda tartışma içine girmiştim. O bana alt yapıların artık eskisi gibi çalışmadığını o yüzden oyuncu çıkmadığını vurgulamıştı. Benim düşüncemde şöyleydi; altyapılar beklide eskisinden daha iyi çalışıyorlar fakat üst tarafta bu oyuncular süre bulamadığı için ön plana çıkamıyorlar. Gerçekten alttan gelen yetenekli oyuncular var; Efes’te zaten süre alan Cedi Osman, Yeşilgiresun’da Okben ULUBAY, Karşıyaka’da Egemen GÜVEN, Tofaş’ta, Banvit ve Daruşşaafaka’da oynayan çok parlak genç oyuncular var. Onların önünün açılmasını sağlamak lazım. Önümüzdeki yıldan itibaren bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.

   – Önümüzdeki on yıl içinde Türk basketbolunu neler bekliyor?          

   – Bunu tahmin etmek gerçekten zor. Ama dediğim gibi ben güzel şeyler olacağını düşünüyorum çünkü Hidayet TÜRKOĞLU, Türk basketbolunun önemli bir değeri. Kendisi Efes altyapısından yetişmiş daha sonra NBA de uzun yıllar oynamış bir oyuncu. Bir basketbolcunun nesil yetişeceğini, oralarda nasıl bulunabileceğini herhalde Türkiye’de en iyi o bilir diye düşünüyorum. O yüzden ona göre kararlar alacak, uygulamalar yapacaktır. Mesela; gerçi yeni yürürlüğe henüz konmadı ama TBL’deki yabancı oyuncu sayısının kaldırılacağını kendi de söylemişti. Bence bu doğru bir uygulama olur, çünkü TBL takımları herhangi bir Avrupa liginde mücadele etmiyorlar. Yani Avrupa liginde mücadele eden takımlara böyle bir ayrıcalık sunulabilir. Tabi onların da Türkiye süper liginde Avrupa’da oynamayan diğer takımlarla yabancı sınırlamasıyla oynaması şartı, kuralı getirilebilir. Bunu gibi atılımlar yapılacak, eğer bu şekilde olursa milli takımımızın alacağı başarıları da doğrudan etkiler diye düşünüyorum. Geçtiğimiz sene konulan yeni bir kural vardı, süper ligdeki başantrenörün 1. Asistanı Türk olmak zorundadır diye. Bunun Türk antrenörlerin gelişmesi için getirilen önemli bir kural olduğunu düşünüyorum.

Evren Karademir & Pınar Karşıyaka

   – Peki basketbola özendirici çalışmalar yapılıyor mu, bu çalışmalar sizce nasıl yürütülmeli?

   – Çocukları basketbola çekmenin bence en önemli kuralı okullara yönelmek, özellikle ilkokullara. Oralardan başlatılmalı ve eğitimle birlikte devam edilmeli. Velini kafasında şu oluşmamalı; basketbola çocuğum yöneliyor ama bu derslerini kötü etkileyecek diye Olumsuz bir düşünce yaratmamalı, daha önce bunlar oluyordu 8. sınıflarda TEOG sınavları oluyor ve bu dönem basketbol altyapısı gereği küçük a senesine geliyor ve bu da hedef senesidir yıldız ve genç takımdan sonra. Çocuklar bu konuda ikilemde kalıyorlardı. Ama bu sene onu da değiştirdiler. İlk maçlar 1 ayda eylül ekim ayı içerisinde oynanıyor, daha sonra çocuklar TEOG’a kadar boşta, bu sürede maç yok. TEOGdan sonra da 1 ay oynanıp daha sonra Türkiye şampiyonasına gidiliyor. Bu tür olumlu fikirler çıktığı sürece velinin kafasında o olumsuz soru işareti kalmaz. Böylece veli de çocuğunu basketbola yönlendirir diye düşünüyorum.

– Gençlik spor bakanlığı, belediyeler ve bunun gibi kamu kuruluşlarının tesis ve imkân açısından desteklerini görüyor musunuz ve sizce bu destekler yeterli mi?

– Olumlu taraflar da olumsuz taraflarda var. İlk etapta düşündüğüm Karşıyaka belediyesinin Karşıyaka arenayı kulübün kullanımına açması Karşıyaka için çok önemli. Onun dışında İzmir’de basketbol altyapısı açısından bazı tesislerde eksiklikler var. Bunların daha fazla titizlik gösterilerek çözülebileceğini düşünüyorum.

    – İzmir’de basketbol tesisleri için neler söylersiniz? Sizce tesisler ve teknik ekip yeterli mi?

   – Mesela salon ışıkları bence çok büyük bir sorun burada, sakatlanma yaşanan bir olayda büyük problemler oluşabilir. Çocuk hayatı boyunca bu sorunlarla yaşayabilir. Ayrıca sağlık ve sağlıkçı konusunda da yeterli donanım olmadığını düşünüyorum. Sağlık konusuna daha fazla yönelmemiz lazım. İzmir büyük bir metropol herhangi bir sakatlıkta hastaneye yetiştirilmesi zaman alabilir. Bunun geçtiğimiz senelerde örneğini çok yaşadık, bundan 3 4 yıl önce bizim bir oyuncumuz, Halkapınar SS de turnikeye giderken rakip takımdan arkadaşının müdahalesi sonucu kafasını duvara çarpmıştı ve bayılmıştı. Bu olaydan sonra Halkapınar’da duvara yumuşak minderlerden yapıldı. Bunlar yaşanmadan önce düşünülüp yapılabilir. Sonuçta bunun dünyada birçok örneği var. Eskisine oranla bakarsak tesisler tabi daha fazla. Ben küçük takım dönemimi hatırlıyorum. Hatta basketbola ilk başladığım zaman Selçuk yaşar tesislerinde antrenman yapamıyorduk, yalıda 1 tane salon vardı orada da hem basketbol hem voleybol aynı yerde antrenman yapardık. Şimdi öyle değil, bizim sadece Selçuk Yaşar Tesisleri’nde 2 salonumuz var hatta biri de yapım aşamasında. Gençlerin spora yönelmesi için artık her türlü imkân sunuluyor ama biraz daha spor kültürünü kendimize aşılaya bilirsek, bir işi yaparken dört dörtlük yapmaya çabalarsak bence daha doğru olur. Yarım yapmaktansa bir takım şartları yakalayabilirsek özellikle daha iyi olacaktır. Bunlara ne zaman özen gösterilirse o zaman daha ileriye gidebiliriz diye düşünüyorum.

   – İzmir’de üniversitelerle özellikle İzmir’in ve Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden biri olan Ege Üniversitesi’yle projeleriniz var mı veya proje yapmayı düşünüyorsunuz?

   – Ben Celal Bayar Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisiyim ama lisans eğitimimi Ege Üniversitesi’nde tamamladım. Bu yüzden birçok hocamla hala iletişim içindeyim. Tabi antrenörlük mesleği sadece çıkıp antrenman yaptırmak değil, bundan ziyade içinde psikolojinin, antrenman biliminin, fizyolojinin de olduğu bir meslek. Yeri geliyor sporcunuz sakatlanıyor sağlıkçı oluyorsunuz, üniversitede bizler bunun eğitimini aldık. Her şeyin mutlaka bir antrenörde bulunması gerekiyor. Bizde bunları aklımıza göre değil hocalarımıza danışarak yapıyoruz. Hala psikolojik bir durumda oyuncuma karşı veya problemli bir sporcuya karşı nasıl davranmam gerektiğini hocama danışıyorum. Onu kırmadan ondan en fazla verimi almak için üniversite hocalarımdan yardımlar alıyorum. Proje konusunda şuan Ege Üniversitesi’yle bir çalışmamız yok  ama takımımıza uyguladığımız, onların ön plana çıkması için kondisyonlarını yukarıya çıkarmak için yaptığımız bir takım testler oluyor. Mesela; dayanıklılık testi, kuvvet testi. Biz antrenmanlarımızı da buna göre şekillendiriyoruz, eğer kondisyonda da bir sıkıntımız varsa, diğer takımlarda karşılaştırdığımızda düşük görünüyorsa, buna yönelik antrenmanları arttırıyoruz. Denge testlerinde bir sorunumuz çıkarsa bu sporcunun şutunu ve splintini de etkiler bunu da duruma yönelik antrenmanlarla tamamlamaya çalışıyoruz. Bu konuda Ege Üniversitesindeki çok değerli hocalarımla projeler yapmak isterim.

   – Son olarak genç oyunculara, başarılı birer sporcu olmaları için önerileriniz neler olurdu, bu önerileri sınırlandırmak istesek altın öğütler nedir?

   – Çalışmak artık çok klişe olur, herkes bunu zaten söylüyor. Burada bence dinlemek çok önemli, anlamadığını sormak, işin içine dahil olmak çok önemli. Kendi adıma söyleyeyim, öğrenmeye açık oyunculara bir şeyler anlatmak daha çok hoşuma gidiyor. Kendi bildiğini okuyan zihinsel olarak kapalı oyunculara bir şeyler anlatmak daha zor. Ve bende böyle oyunculara bir şeyler anlatmaya çalışırken ayaklarım geri geri gidiyor diyebilirim. O öğrenme isteğini koçlara göstermeliler. Bu tür oyuncular her zaman antrenörlerin ilgisini çeker. Antrenörün işi zaten öğretmektir, öğretmekten zevk alır. Onlara ayrı bir gözle bakarlar. Çalışma disiplini çok önemli bir konu, antrenmanlara geliş ve gidişler, kıyafetinden antrenmandaki uyumuna kadar önemli. Antrenman sırasında yanındaki arkadaşıyla konuşması bile bizim gözümüze çarpar. Ve bizim kulübümüzün yapısı gereği Karşıyaka disiplinli bir spor kulübü. Ciddi bir altyapıya sahip olan bir kulübüz. Biz burada böyle şeyleri es geçemeyiz, görmezden gelemeyiz, buna dikkat ederiz. Çalışma düzeni oyuncunun disiplinli olması bizim için çok önemli, her ne olursa olsun oyuncu özel antrenmana bile geç kalmayacak. Tabi insanlık hali dediğimiz şeyler olur, Allah korusun gelirken bir kaza geçirir, veya bir sağlık sorunu olur bunları görmezden gelebiliriz ama bunun dışında her şey dört dörtlük olacak. Uyku düzeni beslenme düzeni önemli bunlar bir sporcuyu diğerlerinden ayıran özellikler. Ayrı bir konu daha ben sporcunun mütevazi olması gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde görüyoruz maalesef, saygısız diyebileceğimiz sporcular çıkabiliyor. Bunlarda genelde kulüpler tarafından tercih edilmeyen oyuncular olurlar. Her zaman çalışkan ve mütevazi olmaları gerekir. Tamamen antrenörüne sağdık olan, antrenörünün dediklerini yapmaya gayret eden oyuncular yetiştirmeliyiz. Ben hiçbir antrenörün bir oyuncuya karşı  art niyetli olabileceğine inanmıyorum. 5 yıldır Karşıyaka’da çalışıyorum 5 sezonumda da yardımcı antrenörlük yaptım. Bunların üçü Murat ERSÖZ’ün yardımcılığıydı. Bu 5 sezonda kendi takımlarım da oldu, birçok oyuncu gelip gitti hiç birine ne ben ne de Murat abi art niyetli olmadık. Bu yüzden oyuncu da şunu bilmeli; koç ne söylüyorsa onun iyiliği içindir.

   Söyleşiyi yapan :

   Aybike GÖCEKLİ

 

@izmiraltyapibasket            

www.izmiraltyapibasket.com    

Etiketler:, , , , ,
Bu haberle ilgili görüşlerinizi paylaşabilirsiniz...