Ergi Tırpancı: Koç Obradovic’in Her Sözü Benim için Altın Değerinde

Basketbol Gençler Ligi’nde mücadelesini sürdüren Fenerbahçe’den Ergi Tırpancı ile basketbola ve hayata dair çok keyifli bir sohbeti derledik.

Şimdilerde Ilirija Ljubljana takımında, Koç Sasa Doncic’in asistanlarından biri olarak çalışan Luka Bassin’le geçen ay içinde bir söyleşi yapma şansı bulduk. Koç Bassin, daha bir buçuk yaşındayken hayatına giren ve gelişimini yakından takip ettiği Luka Doncic için şunları söyledi bana: “İspanya Ligi’nde sahaya adımını attığı ilk maçta, ilk üçlüğünü gönderdiğinde şunu fark ettim…”

Bir Malaga maçıydı, değil mi? Sağ köşeden üçlüğü sokmuştu. İzlemiştim o maçı…

Evet, Unicaja Malaga’ydı rakip. Koç Bassin şöyle diyor: “O şutu attığında fark ettim ki, altyapılarda kendinden üç yaş büyük çocuklara karşı oynadığında da, Avrupa’nın en iyi yerel liginde ilk maçına çıktığında da Luka’nın yüzünde aynı kendinden emin ifade vardı. Olası tüm tereddütlere karşı görünmez bir zırhla kuşanmış gibiydi ve rekabet seviyesinden bağımsız olarak, oynadığı oyundan keyif almaya bakıyordu.” Geçtiğimiz sezon teknik olarak bitmiş iki maçta birer dakikalığına oyuna girdiğin bölümleri saymazsak, Ekim ayında Arel Üniversitesi Büyükçekmece’ye karşı –çok zor bir psikolojik ortamda– ilk kez BSL podyumuna çıktın ve 6 dakika içinde 3/3 isabet oranıyla 7 sayı buldun. O gün sahadaki tavrını düşününce, röportajı bu anekdotla açmak uygun olur diye düşünmüştüm. Ama bu maçı izlemiş olabileceğin hiç aklıma gelmemişti.

Basketbol seyretmekten gerçekten büyük bir zevk alıyorum. Luka Doncic de bilhassa geçtiğimiz sezon özel olarak takip ettiğim bir oyuncuydu. Fiziklerimiz birbirine çok yakın ve ondan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Onun Real Madrid’de geçtiğimiz sezon nasıl birinci top yönlendiriciye dönüştüğünü, buna adaptasyon gösterme şeklini dikkatle izledim. Çünkü ben de benzer bir süreçten geçiyordum, hayatımda benden ilk kez topla bu kadar haşır neşir olmam bekleniyordu.

Doncic’le bazı benzerliklerimiz olabilir ama Büyükçekmece’deki maça dönersek, oyuna girdiğimde bacaklarımın kaskatı kesildiğini hatırlıyorum. Büyük bir heyecana kapılmıştım, baş etmem gereken ciddi bir stres faktörü de vardı. Herkes dışarıya yansıtmamayı becerdiğimi söylüyor ama açıkçası kendi içimde bir savaş veriyordum o sırada, çok garip bir dünyaydı benim için orası.

“BGL maçından çıktığım gibi, A takım kampına katılmak için metrobüsle Uzunçayır’dan Beylikdüzü’ne kadar gittim.”

Dürüst olmak gerekirse, ben maçı canlı seyrederken Tyler Ennis’in sakatlığının ciddiyetini fark ettiğim anda televizyonu kapatmıştım. Bu yüzden de senin oyunda olduğun bölümü sonradan izleyebildim. Üzerinden bir ay geçtikten sonra bile, elime bir basketbol topu alıp yere vurmakta güçlük çektim. Buna en yakın duyguyu, yine canlı seyrettiğim bir maçta, 2013 yılında Louisville oyuncusu Kevin Ware’in geçirdiği sakatlığın ardından tecrübe etmiştim. Uzun süredir beklediğin fırsatın böyle bir maça tesadüf etmesi nasıldı senin için? Ekran başındaki insanlara bile çok yoğun biçimde tesir etmiş bir sakatlıktı bu zira…

Bir gün önce, Ataşehir’de Galatasaray’a karşı bir BGL maçına çıkmıştım. Maç bittiği gibi, A takım kampına katılmak için metrobüsle Uzunçayır’dan Beylikdüzü’ne kadar gittim. Son durağa kadar… Yani bir bakıma, baştan sona olağan bir gün gibi ilerliyordu o pazar günü. Kendimi her ihtimale hazır tutuyordum. A takım kadrosuna katıldığım ilk günden beri, bu zihniyeti hiç terk etmiyorum zaten. Fikstürde sıradaki maçın karşısında Real Madrid de yazıyor olsa, bu şekilde düşünmelisin. Her an sahaya fırlatılacakmışsın gibi, kafa ve vücut olarak hazır olmalısın.

İşin olağan seyrini, bahsettiğiniz o talihsiz sakatlık bozdu. Her şey çok hızlı gelişti aslında. Olay bizim hemen önümüzde yaşanmıştı ama Ennis’in sesini duyuncaya kadar bileğinin burkulduğunu zannettim ben. Sonra Ennis’i öyle görünce… Salonda çıt çıkmıyordu.

Peki o kasvetli havadan sıyrılmayı nasıl becerdin oyuna girdiğinde? Kendi içinde verdiğin savaşa yeni bir boyut katıyordu tüm bu dram…

İlk üçlüğü soktuğum anda, her şey bıçak gibi kesildi. “Kendimi iyi hissediyorum, bugün farklı bir gün” dedim içimden, her şeyi yapabilecekmiş gibi hissediyordum. O anlamda Doncic’in Malaga maçını hatırlatan bir şeyler olabilir belki. Ama benim durumumda şöyle bir farklılık da var bence. İster BGL’de olsun ister A takım idmanlarında, üzerimde Fenerbahçe forması varken kendimi o kadar da rahat hissetmem mümkün değil. Taşıdığın sorumluluğun nasıl bir sorumluluk olduğunun farkına varman, nerede olduğunu bilmen çok önemli bir şey bence. Ben Kadıköy’de doğup büyüyen bir çocuk olarak, sahadaki oyunun da ötesinde bir değer atfediyorum Fenerbahçe formasına. O forma üzerimdeyken, o formanın gerektirdiği şekilde davranmak istiyorum. Şutu kaldırıp attığımda da, bu sorumluluğu içimde hissederek atıyorum aslında. Doncic’in Real Madrid formasına karşı bu denli bir bağlılık hissettiğinden emin değilim. O ilk günden beri “takımlar üstü bir yetenek” olarak girmişti hayatımıza.

Genelde Koç Obradovic’in çalıştığı gençlere şöyle söylenir: “Koç sana bağırıyorsa, bu iyi bir şeydir. Ama bağırmıyorsa endişelenmeye başlayabilirsin, çünkü yavaş yavaş senden vazgeçiyordur.” Gazeteci arkadaşım Gençalp Kozan’a geçen ay verdiğin röportajda, sen de bu düşünceye katıldığını söylüyorsun…

Fırça yemek tabii ki kötü hissettiren bir şey. Fırça yemeden de iyi bir idman geçirebilirsin, o konuda bir sıkıntı yok! Ama buna da ihtiyaç duyacağını zaman içinde fark ediyorsun. Bence Koç Obradovic’le oyuncu olarak kurduğun ilişkide en önemli detay, bir kere söylediği şeyi unutmamak. Çünkü o, tüm bu ortak çalışmaya bir eğitmen gibi yaklaşıyor ve şöyle düşünüyor: “Bir hataya ilk kez düştüğünde ortada bir mesele yoktur, herkes yanılgıya düşebilir. Ben sana bunun bir hata olduğunu söylemekle yükümlüyüm. Ama aynı hataya ikinci kez düştüğünde, bu artık bir seçim. Sen neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliyorsun. Sana bu ayrımı anlattım. Ama yine de gidip yanlış olanı seçtin. Dolayısıyla aynı hatayı ikinci kez yapıyorsan, bu senin sorumluluğundadır. Yaşın kaç olursa olsun, bu böyledir.”

En çok dikkat ettiğim şey, bir hatayı ikinci, üçüncü defa yapmamak. Koç’un beni iki kez uyarmaya ihtiyacı yok, bunu biliyorum. İki sezon önce EuroLeague şampiyonluğuna ulaşmış bir takımdan bahsediyoruz. Burada onların standartlarına yaklaşması gereken kişi benim. Bu yüzden de Koç Obradovic’in her sözü, benim için altın değerinde.

Egehan Arna ve Ekrem Sancaklı ile birlikte, BSL’de bu sezon maç kadrolarına girmiş üç altyapı çıkışlı oyuncudan birisin. Fenerbahçe Beko altyapısını temsil ediyor olmanın, sana sahada farklı bir sorumluluk yüklediğini düşünüyor musun?

Evet, burada hem kendi altyapımızı hem Türkiye’deki diğer altyapılardan yetişen oyuncuları temsil etmiş oluyoruz aslında. Çünkü senin yapacağın bir hata bile, ister istemez, çıktığın altyapıya ve kendi jenerasyonundaki diğer yerli oyunculara bakışı değiştiriyor. Bu bir gerçek. Ama bu büyük sorumluluğun üstesinden gelmek için çalışırken, kendim olmaya devam ediyorum. Karakterim neyse, ona uygun davranıyorum. Ve bu işi kendim olmayı bırakmadan yaptığımda ve doğru bir biçimde yaptığımda, yukarılara çıkmanın mümkün olduğunu bizzat tecrübe ettim.
Tabii sahadayken temsil ettiklerimiz, bunlardan ibaret değil. Bize güvenen herkesi, en başta da altyapı antrenörlerimizi temsil ediyoruz bir yandan da… İlk günden beri benim oyuncu olmam için büyük emek gösteren Serhan Abi [Aydanarığ] ile bugün hâlâ her sabah idman yapıyoruz. Ve tabii beni A takıma layık gören, bana güvendiğini her an hissettiren Erdem Abi [Can] var. O bana güvenmeseydi, bugün burada bu röportajı vereceğimi pek zannetmiyorum. Sahada bir hata yaptığımda, birinden bir eleştiri aldığımda, ilk olarak altyapı koçlarımı düşünüyorum; onların daha iyisini hak ettiğini ve bu yüzden oyunumu daha da ilerletmem gerektiğini telkin ediyorum kendime.

RÖPORTAJIN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ