Barış Kadaifçiler: Milli Takım Seviyesinde Oyuncu Yetiştirmek İstiyoruz

Türk basketbol altyapısının çiçeği burnunda kulüplerinden Şerifali Spor Kulübü’nün Altyapı Koordinatörü Barış Kadaifçiler sorularımızı yanıtladı. 

Çalışmalarına Ümraniye ve Ataşehir’de devam eden kulübün kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerinden bahseden Barış Kadaifçiler, aynı zamanda Türk basketbolunda göze çarpan sorunlara da değindi.

-Merhaba öncelikle bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz?

1980 yılında Ankara’da doğdum, orta okul ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudum. Bir yıllık öğrenci değişim programıyla Belçika’ya gittim ve orada bir sene Anaokulu öğretmenliği eğitimi aldım. Üniversiteyi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde, yüksek lisansımı da yine aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamladım. Eğitim öğretim hayatım sona erince, İstanbul’a geldim, yaklaşık 11 yıldır burada hem kurumsal hayatta çalışıyorum hem de antrenörlük yapıyorum tabi bütün bunların yanında en önemlisi biri 4 yaşında, biri 4 aylık 2 çocuğumu yetiştirmeye çalışıyorum.

-Basketbolla nasıl tanıştınız ve antrenörlüğe başlamanız nasıl oldu?

Çok net hatırlıyorum, 1987 yılında. O zamanlar playoff’lara, ilk 7 takım kalıyordu, ikinci lig şampiyonu da bu playoff’a giriyordu ve tek devreli lig usulü bütün maçlar Ankara Atatürk Spor Salonunda oynanıyordu. Her gün arka arkaya 4 maç izleyebiliyorduk. Amcam spora özellikle de basketbola çok ilgi duyan bir insandı, beni maçlara götürüyordu. Basketbolla ilk tanışmam 1987 Mayıs ayı diyebilirim. İlk okulda okuma yazma öğrendikten sonra harçlığımla ilk satın aldığım şey, o dönem bir efsane olan “BASKET” dergisiydi. Sonrasında birkaç sene yaz döneminde spor okullarına gittim, sonra da altyapıda oynamaya başladım. Gerek sakatlıklar gerekse de oyuncu olarak kendime bir gelecek görmediğim için 1995 yılında basketbol oynadığım takımda yardımcı antrenörlüğe başladım. İlk profesyonel antrenörlüğüm 1999 yılında TED Koleji Küçük Takımında oldu. Şansıma altyapılarda döneminin çok ilerisinde bir vizyona sahip Ali Şahin’le beraber çalışma fırsatım oldu. Askerlik görevimi yerine getirinceye kadar Ted Ankara Koleji’nde genç takım hariç bütün kategorilerde çalıştım. Yıldızlar kategorisinde çok uzun yıllar sonunda okullarda Türkiye Şampiyonluğu yaşayan takımda Ali Şahin Hoca’nın yardımcılığını yapma şansını yakaladım. Sonrasında İstanbul’a geldim. Burada çeşitli şirket takımlarını çalıştırdım. Son birkaç yıldır Derya Dizdar Hocayla bu kulübü kurma konusunda planlama yapıyorduk. En sonunda Derya Hoca’nın öncülüğünde Kasım 2017’de bu kulübü kurduk ve şimdi de Şerifali Spor Kulübünde Altyapı Koordinatörü olarak çalışıyorum.

“SADECE BASKETBOL DEĞİL”

-Kulüp olarak hangi branş ve yaş gruplarında faaliyet göstereceksiniz?

Şu anda 2002 – 2011 doğumlu kız erkek bütün çocuklarımızı antrenman programımız içine aldık. Aralık ayından bu yana 116 sporcumuz oldu. Yaptığımız çalışmayı, düzenimizi, ciddiyetimizi ve önceliklerimizi gören birçok insan bizleri arayıp neler yaptığımızı öğrenmek istiyor, çocuklarını böylesi bir ortama getirmek istiyor. Önümüzdeki yıl, yaş kategorilerimizdeki sayılara göre kız ve erkek takımları kuracağız. Resmi maçlara çıkacaklar. Haziran ayından itibaren sadece basketbolda değil, futbol, jimnastik, yüzme ve okçuluk alanlarında da çalışmalarımız olacak. Sadece haftasonu değil, hafta içi de yoğun bir programımız olacak. Bu arada kız erkek 12 – 17 yaş arası birçok sporcuya Personal Training hizmeti de veriyoruz.

-Yeni kurulan bir kulüp olarak amaçlarınız nelerdir? Sizi diğer kulüplerden ayıran detaylar neler olacak?

Öncelikle “kulüp” kelimesinin altını çizmek istiyorum çünkü spor okuluyla kulüp antrenmanları bir hayli farklı oluyor. Gördüğüm kadarıyla spor okullarındaki programlar biraz daha işin eğlenceli, şov tarafına yönelik yapılırken benim de içinden geldiğim kulüp antrenmanlarında daha sofistike bir program içinde olunuyor. Önümüzdeki yıl maçlara çıkacak sporcularımıza postür analizi, dayanıklılık, kuvvet, koordinasyon, denge testi uygulayacağız. Bu testler sonucunda sporcumuzun doğuştan gelen anatomik yapısı sebebiyle ya da gündelik hayatta yanlış hareketleri sonucunda vücudunda oluşan ve hiç farkında olmadığı sorunları ortaya çıkarıp bunları düzeltici egzersiz yaptıracağız. Bu sorunlar vücudun sağ – sol aksindeki kuvvet farklılığı olabileceği gibi ön ve arka kas gruplarındaki farklı gelişim, hamstring kasının kısa olması sebebiyle sakatlığa aşırı yatkınlığı ya da ayağını yere basarken topuğun veya ayak iç kısmının içe göçmesi vb. olabilir. Aslında hemen hemen hepimiz, günlük hayatımızı etkilediğini fark etmediğimiz böylesi duruş bozukluklarını veya dengesizlikleri, biz 10 – 11 – 12 yaşında keşfedip, teşhis koyup, düzeltici egzersizler yapıyoruz. Örneğin bir maçı izlerken “bu sporcunun hiç dengesi yok, en ufak temasta düşüyor, ya da bu çocuk şutu yanlış çıkarıyor, koşmayı bilmiyor” diye eleştiriyoruz ya, işte tam da yukarıda saydığım sorunlar sebebiyle sıkıntı yaşadığı için böylesi sorunlar olabiliyor. Şu anda Personal Training yaptığımız sporcularda bu testleri yaptık ve akla hayale gelmeyecek birçok sorunu keşfettik. Bence her sporcunun bu testleri yaptırması gerekiyor. Bir başka uygulamamız, önümüzdeki yıl yine takım olan gruplardan başlayarak sporcularımızın ailelerine Ağustos – Ocak – Mayıs dönemlerinde bir gelişim çizelgesi sunacağız, sporcu gelişimleri sadece sayısal verilerle değil antrenör gözlemine de dayanmaktadır. Bu sayede veli çocuğunun başlangıç seviyesini, nasıl geliştiğini ve nereye gelindiğini senelik olarak takip edebilecek.

Altyapı Koordinatörü olarak ben ve beraber çalıştığım antrenörlerin birinci görevinin çocuklarımızın basketbolu sevmelerini ve bunu bir oyun olarak görmelerini sağlamak olduğunu düşünüyorum. Buna paralel olarak ikinci görevimizin de basketbolun doğrularını bilimsel bir çalışma programıyla öğretmek olduğunu düşünüyorum. Basketbolu tanımlarken hep “bireysel becerilerin ön planda olduğu bir takım oyunu” mottosunu benimsetmeye çalışıyoruz. Çocuklarımızın bireysel becerilerini geliştirirken takım olgusunu gözardı etmemelerini öğretmeye çalışıyoruz. Bütün bunları yaparken de en nihayetinde “basketbolun bir oyun” olduğunu hiçbir zaman
unutmuyoruz.

“MİLLİ TAKIM SEVİYESİNDE OYUNCU YETİŞTİRMEK İSTİYORUZ”

-Şerifali Spor Kulübü olarak uzun vadede ne gibi hedefleriniz var? İlerleyen yıllarda başarmayı istediğiniz şeyler nelerdir?

Hedeflerden bahsetmeden önce kulüp logomuz olan 2 kuştan bahsetmek istiyorum, logomuzda büyük bir kuş küçük kuşu kanatlarının altına alıyor. Burada vermek istediğimiz temel mesaj büyükle küçük arasındaki sevgi saygı ilişkisi. Büyük küçüğünü sevip korumakla yükümlü, küçük de büyüğe karşı sevgi ve saygı duymakla… Benim için bir sporcu önce kendine, sonra takım arkadaşlarına ve coachuna sonra da hakeme ve rakibe saygı duymalı maç içinde mücadelesini sonuna kadar vermeli maç bittiği anda da rakibiyle, hakemle güzel bir iletişim kurabilmeli. Toplumsal olarak da eksikliğini fazlasıyla hissettiğimiz bu iki kavramı sporcularımıza benimsetebilirsek ne mutlu bize… Kısa, orta ve uzun vadeli planlarımız var. Şu anda Ihlamurkuyu’da Şehit Askeri Çoban İÖO’nda ve Ataşehir’de Şehit Akın Sertçelik İHL’de faaliyetlerimiz devam ediyor. Kısa vadeli planlarımız arasında resmi maçlara çıkacak gruplarımızı, yazın haftanın 5 günü yoğun bir çalışma programına almayı, hedeflediğimiz testleri yapmayı ve bu testlerin sonuçları üzerine sporcularımızın her birine genel antrenmanlar dışında özel programlar verip duruş bozukluklarını düzeltmeyi planlıyoruz. Bizim için bu yaz dönemi çok önemli, yazın şehir dışında da kamp programımız da olacak. Şu anda birkaç kamp arasında seçim yapmaya çocuklarımıza en faydalı olacak kampı belirlemeye çalışıyoruz.

Orta vadeli planımızda hem kız hem erkek kategorilerinde birkaç yıl içinde bütün kategorilerde mücadele edebilecek basketbol altyapı yapılanmasına gitmek istiyoruz. Sahaya çıkan oyuncularımızın bir fark yaratmalarını mota mot kalıplara bağlı kalmadan yüksek tempoda, yüksek enerjide, özgürce düşünüp yaratıcılıklarını kullanmalarını istediğim bir basketbol modelini oturtmak istiyoruz. Bunu yaparken çocukları sadece basketbol olarak geliştirmeye çalışmak yeterli olmaz, ruhen de gelişmeleri, eleştirel düşünceye sahip olmaları gerekir. Takımlarımda birçok kitabı okumalarını isterim toplantı saatlerinde kitaplar üzerine hep beraber tartışıp kendilerini ifade etme biçimlerini geliştirmeyi, topluluk içinde düşüncelerini savunabilmeyi, farklı fikirlerle kendilerini zenginleştirmelerini sağlayacağız. Vereceğimiz kitap listesi hem kişisel gelişimlerine yardımcı olacak, hem de hayal güçlerini geliştirecek.

Uzun vadede bu programımıza 9 – 10 yaşında girip, 18 yaşında bitirmiş çocuklarımızın ne durumda olduğunu, böylesi yoğun bir programdan sonra nerelere geldiklerini görüp, geri dönüşümlerini alıp programımızı revize ederek yanlışlarını, doğrularını objektif bir özeleştiriden geçerek denetlemek istiyoruz. Ancak sadece basketbol becerisi olarak değil, böylesi bir programdan çıkan bir sporcunun hayata daha özgüvenli, iletişim becerileri daha yüksek, kendine geliştirmeye açık olacağı da bir gerçek. Elbette bu süreçte Türkiye Şampiyona’larına katılmak ve o ortamı çocuklarımıza yaşatmak istiyoruz. Sadece yerel düşünmüyoruz, ABD’de lise seviyesine basketbol bursu alıp liseye gidip sonrasında üniversitede burs alıp eğitim hayatlarını yurt dışında tamamlamalarına yardımcı olmayı planlıyoruz. Elbette sporcularımızın daha yüksek seviyede basketbol oynayabilecekleri fırsatları yakalamalarına yardımcı olacağız. Milli takım seviyesinde oyuncu yetiştirmek istiyoruz. Ama şu bir gerçek ki iyi bir basketbolcu olmak için iyi bir sporcu, iyi bir sporcu olmak için de iyi bir insan olmaları gerekiyor.

-Basketbol okulları sizce altyapılar için ne kadar önemli? Çalışmaların ne kadar verimli olduğunu düşünüyorsunuz? Ayrıca sizin bu konudaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Biz kendimizi spor okulu olarak değil, bir kulüp olarak görüyoruz, evet şu anda yaptığımız çalışma Şerifali Spor Kulübü Bold Birds Spor Okulu olsa da önümüzdeki yazdan itibaren çok yoğun kulüp idmanı şekline dönüşecek. Elbette spor okulları oyuncu bulma geliştirme ve yukarıya gönderme üçgeninde önemli bir yer teşkil ediyor, hatta başlangıç noktası. Ancak çevremde o kadar çok “orayı beğenmedik, burayı beğenmedik, o hoca şöyle bu hoca böyle” tarzında serzenişler duyuyorum ki… Bir noktada spor okulları yapılanmasıyla sporcu – ebeveyn beklentileri arasında uyumsuzluk olduğu belli. Spor okullarındaki çalışmalar doğru yapıldığı takdirde 12-13 yaşına gelmiş bir çocuk belli bir donanımla kulüplerde yer bulabilir ancak bu noktada spor okullarının velilere karşı dürüst, samimi, açık ve net olması gerekiyor. Hedefinin kısa ve orta vadede ne olduğunu iyi anlatabilmesi gerekiyor, tabi en önemlisi belli bir donanıma sahip antrenör grubuna ve önceden planlanmış doğru bir antrenman programına sahip olması gerekmektedir. Veliyi aşırı derecede işe dahil eden, seçme yapıyoruz çocuğunuzu takıma seçiyoruz maça çıkacak vs. diye göz boyayan spor okullarından, basketbol adına çok fazla bir beklenti içine girilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

“GENEL SORUN İNSAN KALİTESİ”

-Sizce Türk basketbolunda altyapıların yaşadığı en büyük sıkıntı nedir? Sizin sunabileceğiniz çözüm önerileri nelerdir?

Sadece Türk basketbolunun değil ülkemizin genel sorunu var, “İnsan Kalitesi”. İş hayatında, sporda, her yerde bunu görüyorum. Sabah uyandığımız andan gece uyuduğumuz ana kadar çevremizdeki bütün uyaranlara kulak kabartıp, azıcık dönüp baktığımız anda hepimizin çileden çıktığı hatta çoğu zaman kafamızı çevirip uğraşmak istemediğimiz bir sorun. Sevgi ve saygı noktasında dünyanın çok gerisinde kaldığımız acı bir gerçek. Bu konu çok genel bir konu olduğu için kendi çevrem dışında çözüm önerisi sunmaya çalışmanın çok da haddime olmadığını düşünüyorum.

Çok dile getirilmemekle birlikte Türkiye maalesef dünyada spor yapmanın en pahalı olduğu ülke, aslında üzülerek söylüyorum, bizler de bu sistemin bir parçası olmak durumunda kalıyoruz ama vahşi bir kâr güdüsünden ziyade ne kadar çok çocuğa spor yaptırabilirsek o kadar başarılı oluruz diye düşünüyoruz. Kendimden örnek verecek olursam kızımı 2,5 yaşından itibaren jimnastiğe götürmeye başladım, yaklaşık 1,5 yıldır jimnastik için harcadığımız para; anayasasının değiştirilemez 4 temel maddesinden biri “sosyal bir devlet” olan ülkemizde kabul edilebilir bir rakamın çok ama çok üzerinde. Evet bazı belediyeler birçok branşta ücretsiz spor okulu yapıyorlar ama ben buradaki yapılanmaların da yarardan çok zarar getirdiğini, işin ciddiyetini, yapılan programların, antrenman tekniklerinin ve antrenör kalitesinin sadece o belediyelerin “şu kadar çocuğumuza spor yaptırdık” propogandasına hizmet dışında bir işe yaramadığını, hatta böylesi palyatif programların içinde azıcık spor sevgisi olan çocukların da içindeki sevgiyi öldürdüğünü düşünüyorum. Okullarda beden eğitimi derslerinin azaltılması kimi sınıflarda kaldırılması zaten kötüye giden eğitim sistemimizin üzerine tuz biber ektiği acı bir gerçektir. Bu konudaki önerim çok basit 16 yaşına kadar hiçbir çocuk hiçbir spor için para harcamak durumunda kalmamalı. Bu da ancak okullardaki beden eğitimi dersini kaldırarak değil tam tersine sağlıklı her çocuğa spor yapma zorunluluğu hatta birden fazla spor branşı seçme zorunluluğu getirmekle, yerel yönetimlerle okullar ve ilgili sporun federasyonuyla işbirliğini geliştirmekle düzeltilebilir.

Bir başka sıkıntı son birkaç yıldır kategorilerin altında yaşa sahip olan maksimum 4 sporcunun üst kategoride oynayabilmesi. Böylesi bir durum basketbola ciddi yatırım yapan kulüpleri ilgilendirmiyor ancak, daha ufak çaplı kulüpler için büyük bir sorun teşkil ediyor. Şu anki basketbol federasyonunda altyapıdan sorumlu olan kişiler, başta Fikret Doğan olmak üzere son derece bilinçli ve tecrübeli insanlar, bu sorunun farkındadırlar ve en yakın zamanda da çözeceklerdir. Federasyonumuzun özellikle U-12 ve altındaki kategorilerde 5’e 5’i kaldırıp 3’e 3 tek pota sistemini getirme çalışmaları olduğunu biliyorum ve bunu sonuna kadar destekliyorum. Bu sayede en azından 8-9- 10 yaş gruplarında gereksiz gördüğüm takım savunması, saha yerleşimi, yardımlar, hücumda yerleşme saha paylaşımı vs. gibi çalışmaları antrenman programlarından çıkartıp kurtulacağız ve sadece bire bir hücum ve savunma, pas ve cut, daha basit topsuz oyunlar üzerine yoğunlaşabileceğiz. Potanın alçaltılması ve küçük top da burada çok faydalı bir değişim olacaktır. Ben buna ek olarak 10 ya da 11 yaşına kadar kız ve erkek sporcuların birarada spor yapması gerektiğini, çocukların gelişimine karşı cinse saygı duymalarına, iletişim kurabilmelerine çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Dünyada gelişmiş birçok spor ülkesinde 12 yaşına kadar kız ve erkek sporcular birarada spor yapıyorlar. İlk hazırlık maçına çıktığımızda oyuncularım bana “hangimiz guard, hangimiz forvet, hangimiz pivot” diye sormuştu, ben de onlara “15 yaşınıza kadar hepiniz guard hepiniz forvet ve hepiniz pivotsunuz. Pozisyonlarınız belirginleşmesi 15 yaşınızdan sonra başlar ve genç takımın sonuna kadar devam eder. O yüzden hepiniz topu aldığınızda yere vuracaksınız, topu getireceksiniz ve bire bir oynayacaksınız” demiştim. Bu mantığın bütün altyapıya egemen olması gerekiyor. Doğruları öğrenmesi için çocuklara hata yapma özgürlüğü verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, BGL son derece başarılı bir organizasyon olarak ilerliyor. Bu organizasyonu düşünen, uygulayan, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

“BİZ BOBBY DIXON’LARI 12 YAŞINA GELMEDEN ELİYORUZ”

-İstanbul birçok açıdan oldukça büyük bir şehir. Basketbol açısından baktığınızda İstanbul’un ne gibi artı ve eksi yönleri var?

İstanbul tek başına nüfus olarak Yunanistan’ın 1,5 katı, Sırbistan’ın 2 katından fazla, Hırvatistan’ın 3 katından fazla, Litvanya’nın 6 katından fazla, Slovenya’nın da 7 katından fazla. Özellikle bu 5 ülkeyi verdim, bu 5 ülke Avrupa basketbolunda Avrupa Şampiyonluğu yaşamış ülkeler. Demek ki sadece nüfusun fazla olması bir anlam ifade etmiyor. Bu nüfusun ne kadar iyi eğitildiği, yönlendirildiği ve organize edildiği çok daha önemli. İstanbul ne kadar başarılı bu konuda derseniz son derece başarısız derim. Evet genetik olarak yolda yürüyen erkeklerin boy ortalaması 1,90 kadınların boy ortalaması 1,80 olan bir ülke değiliz ama fiziksel olarak en yakın komşumuz Yunanistan’la da aramızda dramatik bir farklılık yok. Ancak Yunanistan’ın oyuncu yetiştirme konusunda bizden çok daha önde olduğu, altın jenerasyonları olan 81 – 84 jenerasyonu basketbolu bıraktıktan sonra bile şu anda Euroleague seviyesinde oynayabilecek en az 15 Yunan oyuncu olduğu bir gerçektir. Bir örnek vereceğim. Ayberk Olmaz gibi boyu 2,10m olan bir çocuk, 16 yaşında Fenerium’da alışveriş yapılırken keşfediliyorsa orada altyapıda tarama yapılıyor denilemez. O ülkede beden eğitimi öğretmeni ne iş yapar diye sorulur. Buna karşılık kendimi de bu konuda geçmişte yaptığım hatalardan ötürü eleştiriyorum ama aşırı bir boy takıntımız olduğu su götürmez bir gerçektir, bu yüzden zaten elimizdeki Bobby Dixon’ları 12 yaşına gelmeden eliyoruz, bari 2,10’luk çocukları da en azından makul bir yaşta bulabilelim. Daha dün parkta bir veliyle oğlu hakkında konuştum. Çocuk genetik olarak bir hayli uzun olacağı çok belli. Çocuğu önemli bir kulübümüzün altyapısına götürmüş ve orada 5 – 6 yaş grubuna götürmüş ve çocuklar arasında eliminasyon yapılmış. Dünya üzerinde şu anda yaşayan 7 milyar insan içinde 5 yaşındaki bir çocuğun ileride basketbolcu olup olamayacağını söyleyebilecek bir insan varsa önünde saygıyla eğilirim. Bari ana karnında ultrasona göre seçim yapalım da biz antrenörler de bu kadar eziyet çekmeyelim. Bu zihniyet olduğu sürece basketbola en çok para harcayan Avrupa ülkesi olup da bir arpa boyu ilerleyemeyiz. Ülkemizin basketbol anayasında herhalde birinci madde her takım 2,08’lik point forvet yetiştirmekle yükümlüdür diye bir madde var sanırım. Bu sebepten ötürü de ne dış oyuncu yetiştirebiliyoruz ne de doğru düzgün uzun oyuncu… Türk basketbolunda ne zamanki 1,80 boyunda yeteneği yüksek bir oyun kurucumuz olur, milli takımda oynar, sahada takımı yönetir, Euroleague maçında sahada çatır çatır oynar o zaman altyapılarda bir şeylerin doğru yapıldığına inanırım. Büyük kulüplerimiz seçme yaparken “13 yaşında 1,85 ve üzeri çocuklar gelsin” demezse yukarıda söylediğim şeyi de gerçekleştirebiliriz. Basketbol sadece uzunların oynadığı bir spor değildir, basketbol, basketbolu seven herkesin yapabildiği bir spor olmalı.

Ulaşım özellikle İstanbul’da çok ama çok büyük bir sorun, İstanbul’da yaşamayanlara belki çok garip gelecektir ama işine 1 saatte giden bir insanın şanslı sayıldığı bir şehirden bahsediyoruz. Amerika’daki sistemin uygulanmasını doğru buluyorum. Orada haftalık antrenman adetleri çok yüksek değil maksimum antrenman sayısı haftada 4 oluyor ancak antrenmanlar yaklaşık 3 saat kadar çıkabiliyor. Burada haftada 2 saatten 6 antrenman yapılmasındansa, 3 saatten 4 antrenman yapılması, en azından çocuklarımızın senelik yol çilesini %33 düşürecektir. Birçok sporcu daha 18 yaşına gelmeden bu yoğunluktan bıkıp basketboldan uzaklaşabiliyor. İstanbul için bir başka sorun bölgesel gelişmişlik farkının çok yüksek olması. Biz bunu kendi örneğimizde çok net görebiliyoruz. Bu da sporcuların beslenmesinden, çevresel faktörlere, salon kalitesinden okuluna her şeye yansıyor. Belli bölgelerde spor yapma imkanı çok fazlayken daha periferiye gidildikçe insanların kaliteli spor yapabilme imkanları çok daha kısıtlı oluyor.

-Sizce genç oyuncular A Takım seviyesine geçerken ne gibi sorunlarla karşılaşıyor?

Kendilerini üst seviyeye hazırlamaları için neler tavsiye edersiniz. Ben çoğu insan gibi kulüpleri suçlamıyorum, burada sorunun büyük bir kısmının sporcudan kaynaklandığını düşünüyorum. Ömer Onan yaklaşık 6-7 ay önce NTV Spor’da katıldığı bir programda Bogdan Bogdanovic örneğini vermiş, bu sporcunun 2 yıl öncesine kadar yıllık 50 bin dolara oynayan bir sporcu olduğunu anlatmıştı. Bizde büyük takımların altyapılarından çıkmış, hele bir de milli takımla madalya kazanmış sporcuya senelik 50 bin dolar önerseniz, oyuncu bunu hakaret kabul ediyor. Ben 21 yaşına kadar hiçbir sporcunun senelik 50 bin doların üzerinde sözleşme yapmasına izin verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Şayet İspanya’da, Rusya’da ya da başka bir ülkede bu paraları verecek kulüpler varsa da buyursun gitsin. Hepimiz 18-19 yaşında olduk bırakın bu paraları, cebimize azıcık büyük bir para girdiğinde sanki hayatımızın sonuna kadar hep böyle paralar kazanacağımızı düşündük. Tabi ki hayat böyle olmuyor. Altın jenerasyon dediğimiz her jenerasyon belki sadece bu sebepten ötürü değil ama bunun da çok büyük etkisiyle hayalkırklığı oldu. 79 jenerasyonunu bir kenara koyuyorum, günahıyla sevabıyla Türk basketboluna en büyük başarılarını bu grup yaşattı. 87 jenarasyonuna gelirsek, 2017’ye geldiğimizde 30 yaş yani basketbollarının en üst noktasında olmaları beklenen sporculardan, milli takımda elde sadece Semih Erden kalmıştı. 94 – 97 arası jenerasyonlar diyorduk. Cedi ve Furkan dışında henüz patlama yapabilen olmadı. Artık zaman bu jenerasyon için olumsuz işlemeye başladı. Altın Jenerasyon diyerek bence oyunculara da haksızlık ediyoruz. Aslında altyapı mantığını ülke olarak bilmediğimiz için “Altın Olabilecek Jenerasyon”a 14 yaşından beri “siz süpersiniz, siz en büyüksünüz, geleceğimizsiniz, ülke basketbolu sizinle uçacak, hepiniz NBA yapacaksınız” denirse oyunculara yarardan çok zarar getirir. 18 yaşında oturup para pazarlığı yapan bir çocuk (veya ebeveynleri) o çocuğun geleceğine dinamit koymuş olur. Maalesef altın gümüş ya da bronz jenerasyonlarımız geldi geçti, zaman içinde birçoğu silindi, Nba oyuncularımızı bir kenara koyuyorum. Euroleague seviyesinde oynayabilecek kaç oyuncumuz var? CSKA Moskova’yla maç yaparken kaç tane Türk oyuncuyu gözü kapalı sahaya sürebiliyoruz. A takıma çıkan her sporcu fark yaratabilmeli, diğer özelliklerini belli bir seviyede tutup en az bir özelliğiyle fark yaratabilmeli. 18 – 19 yaşındaki bir oyuncu A takıma çıktığında antrenmanda ya da maçta hiç fark etmez enerji ortaya koymalı. Benim özellikle genç oyuncularımızda gördüğüm basketbol adına en büyük sorun enerji seviyelerinin çok düşük olması. Bunun sebeplerini bilemiyorum ama genç oyuncu sahadayken antrenörü onu hep dizginlemeye sakinleştirmeye çalışmalı “Evladım sakin ol, şurada dur, buraya gitme vs. gibi” ama gördüğüm kadarıyla antrenörler hep oyuncuyu itmeye “hadi evladım biraz daha tempolu oyna biraz daha hızlı ol vs.” demek durumunda kalıyor. 19 yaşındaki bir sporcuya “hadi koş” diyorsa bir antrenör o sporcunun basketbolda uzun bir geleceğinin olması imkansızdır. Sporculara benim tek tavsiyem, basketbolu para kazanmak için değil sevdikleri için oynamaları, çünkü basketbol sabah 8’de işbaşı yaparım akşam 5’te evime döner sakin bir hayat yaşarım denilebilecek bir iş değil, sıkıcı tekrarları çok, eziyeti çok, 24 saatinize egemen olan bütün gençliğinizi uğruna harcadığınız bir aşktır. Eğer basketbola aşık değillerse hiç uğraşmasınlar yol yakınken başka bir alanda hayatlarına devam etsinler. Eğer basketbola aşıklarsa, basketbola da aç olmaları lazım. Doğru menajerlerle çalışmalılar. Doğru menajer onlara en çok para kazandıran değil, onların gelişimine en çok yardımcı olacak menajerlerdir. Yoksa 17 yaşında Euroleague’de CSKA Moskova, Olimpiakos maçlarında takımlarının maç kadrolarında yer alırken, “geleceğimiz, umudumuz” denirken 25 yaşına geldiklerinde 2 hakemli maçların olduğu alt liglerde oynamaya başlayacaklar. Bunun travması kişinin üzerinde yarattığı tahribat düşündüklerinden de büyük olacaktır.

Bizde Küçükler Türkiye Şampiyonasına gittiğimizde, basketbol ulemaları otururlar “bu oyuncu olur, bundan bir şey olmaz, bu nba yapar vs.” diye ahkam keserler. Onlara kalsa birçok sporcunun basketbol hayatı 14 yaşında sona ermeli. Oysaki ABD’de bizde bitti gitti, emekli ol, başka şey seç denilen yaşta basketbola başlıyorlar. Amaç, sadece basketbolcu olmak değil, basketbol sayesinde burs bulup üniversite okuyorlar, bizlere göre 14 yaşında “bundan bir şey olmaz” denilen bir oyuncu isteğini, hırsını, emeğini ortaya koyup burs alıp üniversite okuyabiliyor. Böylesi bir çocuğun önüne 14 yaşında set koymaya çalışmak bence cinayetle eşdeğer bir suçtur.

“VELİLERİN DURUMU BUGÜNE ÖZEL DEĞİL”

-Altyapılarda veliler son dönemde tartışılan bir durum haline geldi. Veli-oyuncu- kulüp üçgeninde nelere dikkat edilmeli?

Son dönemde birçok maça gitme fırsatım oldu. Bunların içinde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Darüşşafaka gibi takımların maçları olduğu gibi daha az adı duyulmuş takımların da maçlarına gittim. Az önce yukarıda bahsettiğim “insan kalitesi” sorununu fazlasıyla gördüm. Rahmetli Uğur Mumcu’nun “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın” sözü her maç birçok defa aklıma geldi. Sokakta karşı karşıya geldiğimizde küfür edersek bu bir adli vak’adır. İşin sonu mahkemeye kadar gider. Ancak haberim yok ama istisnai bir durum hakemler için var galiba, hakemlere hakaret etmek, küfretmenin cezai bir yaptırımı yok galiba. Kelli felli toplumda belli bir noktaya gelmiş insanlar hakemlere küfrediyorlar, rakip oyunculara (rakip derken 14-15 yaşındaki çocukları kast ediyorum) inanılmaz tepkiler veriyorlar. Birçok maçta antrenörleri gözlemledim, antrenörlerin hemen hepsi son derece sağduyulu ve sakindi, hakemle onla bunla değil, kendi sporcularına yoğunlaşıyordu. Antrenörlerin bu yaklaşımı bile tribündeki bazı velilerin durulmasına yardımcı olmuyordu. Bu sorun bugün karşılaştığımız bir sorun değil. Bundan 10 yıl önce de 20 yıl önce de aynı meseleler vardı. Sadece maç sayısı bugüne göre daha az olduğu için daha az karşılaşıyorduk o kadar. 2005 yılında Tekirdağ’da oynadığımız bir Türkiye şampiyonasında biz Ankara şampiyonu olarak gitmiştik, karşımızda İzmir şampiyonu vardı maç da kafa kafaya gidiyor, bir rakip takım bir biz öne geçiyorduk. Bilenler bilir, Tekirdağ’daki salonda benchle tribün arasında mesafe yok denecek kadar azdır. Ben benchin en ucunda oturuyordum, zaten maçın kendi doğasından gelen gerginliği vardı, ben de 10-11 yaşındaki çocukları daha fazla germeyeyim diye sakin sakin izliyordum. Yüzümde bir ıslaklık hissettim, birinin yüzüme tükürdüğünü anladım, dönüp baktığımda bir kadın, yüzümden yaklaşık 50 cm uzaklıkta ağzından salyalar saçarak sahadaki bir çocuğa küfrediyordu. İlk şoku atlatıp olayı anlamaya çalıştığım anda kadının, İzmir takımındaki bir çocuğun annesi olduğunu anladım, çocuğuna “adam gibi oynaması” yönünde küfür ederek motive etmeye çalışıyordu. Elbette bir ilkokul maçı olduğu için çocuk sahanın ortasında durdu ve ağlamaya başladı.

Bu anlattığım olayı genellersek “bugün artık böyle şeyler olmaz herkes daha bilinçli” diyebiliyor muyuz, diyemiyor muyuz? Bence bugün olma ihtimali maalesef ki daha fazla. Velilerin bir bölümü maalesef hayatla ilgili problemlerini, hobisizliklerini, sadece ev – iş arasında süregelen tek düze yaşamlarını renklendirecek tek unsur olarak çocuklarının basketbolunu gördükleri için, hayatta başaramadıkları birçok şeyi çocuklarına bir yük gibi yükleyip başarısızlıklarını kendi psikolojilerinde geri plana atabilmek için spor salonuna girdiklerinde evlatlarını kendi çocuğuymuş gibi değil de Antik Roma’da Arena’ya çıkan gladyatörmüş gibi görüyorlar. Sözüm elbette bilinçli olan çocuğuna ve diğer insanlara değer veren velileri kapsamıyor. Geçenlerde yayınladığınız bir yazı vardı, Amerika’da yayınlanmış bir yazıyı çevirmişsiniz. “Aile Rehberi, Velilerin Yapmaması Gereken 5 Şey”, bu yazıyı kitapçık haline getirip bütün velilere okutmak gerekiyor. Velilerle belli bir sınırın korunmasına dikkat edilmeli, velileri tamamen dışlayan bir yapı da, vıcık vıcık bir veli – antrenör ilişkisine girmiş bir yapının da başarılı olması mümkün değildir ama sene başında ya da ihtiyaç duyulursa sene içinde velilerle toplantı yapılıp. Bu işin bir insan yetiştirme işi olduğunu, bu insanın da bizzat kendi çocukları olduğu net bir şekilde anlatılmalı. Nasıl kendi çocuğumuz değerliyse yanında takım arkadışı ya da karşısındaki rakip oyuncular da kendi anne babaları için değerli olduğu anlatılmalı. Empati yapabilmleri sağlanmalı. Bazı veliler; “hocam oğlan artık sizin elinizde eti sizin kemiği benim” söylemiyle çocuklarını bana teslim ediyor. Ben bu söylemi doğru bulmuyorum, hiçbir insan, hiç kimsenin eti de kemiği de değil. Hepimizin olduğu gibi çocukların da bir onuru var, onların bizden farkı sadece biraz daha yaşam tecrübelerinin az olması… Kimse, anne ve babaları dahi çocuklar üzerinde böyle bir tahakküm kurma hakkına sahip değildir. Önemli olan çocuğu iyiyle kötü arasında doğru seçimi yapabilecek düşünsel bilince ulaştırabilmektir.

-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu keyifli röportaj için Şerifali Spor Kulübü adına çok teşekkür ederim. Bizimle iletişim kurmak isteyenler facebooktan, instagramdan ve www.basketbolsever.org adesinden bize ulaşabilirler. Bizde ya da başka yerde ne kadar çok çocuğa doğru bir şekilde spor yaptırabilme imkanımız olursa o kadar mutlu olurum.

Bu haberle ilgili görüşlerinizi paylaşabilirsiniz...